Kardeşim Nihat, son gününe kadar kahvehaneye gitti. Önünde oturdu. Yeldeğirmeni’nin en sadık bekçisiydi. Ayda yılda semte gelenler Onu bulurdu. Orası da kapanınca artık semte gitmez oldu. ‘Niye?’ Diye sordum. ‘Artık bizi tanıyan mekân yok.’ Cevabını verdi.

Aradan günler geçti. Bir gün uğradım muhitimize… Yine günler geçti yine uğradım… Yine… Yine… Gördüm ki ben de aynı duygulardayım kardeşimle.

Kasım 2021 idi… Haydarpaşa kitabım için imza günü mekânı arıyorum. Covid 19 dolayısıyla kapalı yer istemiyorum. Kahvehane kafe olmuştu. Ön tarafı açık… Oraya uğradım. Durumu anlattım. Görevlinin ilgisi sorusundaydı. ‘Kaç kişisiniz?’ Öylece kaldım. Konudan o kadar uzak bir cevaptı ki… Ve duygusuz tabii. Sonra sapa bir yerde başka bir mekân önerdi.

Bir gün sokakları gezdim. Hepsinde anılarım vardı. Ama kimse selam vermiyordu. Kimseye ben de selam vermiyordum. Bir an burası Yeldeğirmeni mi? Diye sordum kendime.

Çocukluğumuzun, delikanlılığımızın geçtiği sokaklar buraları mıydı? Yaşadığımız evler bunlar mıydı? Pekiyi de şimdi yaşayanlar kimler? Bir tek tanış çıkmaz mı koca semtten. Burada yaşayanlar geçmişle ilgili ne anımsar?

Eskiden selamlaşmadığımız köşe başı olmazdı. Her köşede o sokağın delikanlıları dururdu. Hepsinde mutlaka selamlaşılır, bazılarında iki laf edilirdi. Öyle kolay gidilemezdi eve. 

               Yeldeğirmeni Çocukları  

Üniversiteye gidiyordum. Proje yetiştirmek için uykusuz kalmıştım. Eve dönüşte sokağımızın köşesindeki bakkal Rıfat Ağbiye uğramıştım. Demişti ki ‘Okul bitecek, mimar-mühendis olacaksın. Bizler seninle gurur duyacağız bizim sokağın çocuğudur diyerek.’ Ve eklemişti ‘Sen muhitini unutma ama sakın…’ Damarlarıma işlemişti son cümle.

Bugün hiç biri yok aramızda. Hepsine Allah Rahmet Eylesin. Onun dükkânı kafe. Albert, Sabahattin, Remzi, Muzaffer… Tüm abilerimin dükkânları kafe… Bakkal, manav, kırtasiyeci, kalaycı, balıkçı, kasap, fırın, kurukahveci, kahvehane, kundura tamircisi, terzi, yufkacı, nalbur, kuaför, berber, lostra salonu, niyetçi, pastane, sütçü, dondurmacı, kurukahveci, simitçi fırıncı, marangoz, tesisatçı, ebe, doktor, dişçi, leblebici, kilim atölyesi… Özen Sineması, kahvehanelerimiz… Ve okullarımız. Onlar kadar bilindik seyyarlarımız. Zerzevatçı, dondurmacı, simitçi, macuncu, naylon kapçı, eskici, lağımcı, musluk tamirci… Hiç biri yok. Yok artık.

Okullarımız dedim de… Osmangazi İlkokulu kapalı kaç yıldır. Restore ediliyormuş. Sonrasından endişeliyim. Kemal Atatürk Ortaokulu ise lise oldu. Ama bazı duyumlarım yakında onun da restorasyon için boşaltılacağı üzerine. Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu ise ortaokul olmuş. Pekiyi de semtte hiç ilkokul çocuğu yok mu?…

Semtte aile yok. Veya çok az. Onların çocuğu da ya özele ya da başka semtlere gidiyor artık. Mahallenin nüfusu 14.000 civarı… Kayıtlarda erkek ve kadın sayısı var ama çocuk sayısı yok. Ya yok ya da önemsenmiyor. İlkokul olmaması normal değil mi o zaman? Yıl 2022.

Bizim zamanımızda Osmangazi İlkokulunda her sınıf 50 kişi civarıydı. Çift tedrisat üstelik. Yani neredeyse 500 kişi oluyor okulun nüfusu. Bir de Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu var. Yani 1000 çocuk gidiyordu ilkokula. Ortaokula diğer semtlerden de gelindiği için onları saymıyorum. Mahallenin nüfusu ise 3000-4000 idi. Yıl 1958.

Böylesi günlerin geleceği aklımıza gelir miydi?

                 Osmangazi İlkokulu Fenerbahçe Stadında 23 Nisan Törenlerinde

‘Muhit. Sen beni tanımıyorsan ben seni hiç tanımıyorum.’ Diyebilir miyiz büyüdüğümüz semte böyle bir şey. Asla… Varsın bizi kimse tanımasın. Varsın orada hiçbir anısı olmayanlar yaşasın. Varsın gittiğimizde yabancı olalım. Bizler orada büyüdük. Yetiştik.

Bugün dışarıdan gelenlerin kafelerinde dışarıdan gelenler oturuyor. İkamet edenlerin çoğunluğu bekâr. Tabii ki seyrek te olsa, arkadaşlarımız var. Ama emin olun, bizim Yeldeğirmenimiz yok artık.

Olsun. Orası bizim yine de. Önüne engel çıkmasın Yeldeğirmeni’nin… Sonrası mı? Şimdilik ilgi alanımın dışında…

2010 yılında Yeldeğirmeni Canlandırma Projesi ile semtin hafızası yok edildi. Bu projeyi unutmak mümkün değildir. 

ARİF ATILGAN www.arifatilgan.com MAYIS 2022