Yeldeğirmeni’ndeki iki katlı evimizin üst katında arka bahçeye bakıyordu odam. 1960’lı yılların ikinci yarısı mimarlık okuyordum. Odamın duvarlarını ellerimi boyaya batırıp duvara yapıştırarak el izleri ile doldurmuş, süslemiştim. Kendim, kendime bir kütüphane yapmıştım. Çizim masam, yatağım ve duvara asılmış gitarım vardı. O yıllarda Kadıköy’de gitar çalan 10-15 kişiden biri de bendim. Diğerleri ünlü oldu.. Ben biraz ayran gönüllü idim. Neyse..

                Pikap

Müzik dünyasını Hayat, Ses ama özellikle Hey Dergilerinden takip ederdik. Sanatçıları ve müziklerini ise canlı olarak radyoda dinlerdik. 45’lik plaklar, longplaylar, pikaplar ve teypler.. Teypler iki büyük makaraya sarılan bandı olan büyük aletlerdi. Dolmakalem ile şiir defterine şiir yazılır, hatıra defteri tutulurdu. İspanyol paça pantolon, uzun yakalı gömlek, mini etek modası vardı. Caddebostan Budak, Moda Modapak, Kalamış Sahil Sinemalarında yaz konserleri, Efes ve Feza Sinemalarında kış konserleri olurdu. O yıllardaki konserlerde şarkıcılar uzun metal ayağa takılı bebek kafası büyüklüğündeki sabit mikrofonlara şarkı söylerlerdi.

               Plaklar

1968 yılının yaz mevsiminde Ankara’da DSİ’de staj yapıyor, Cebeci Öğrenci Yurdunda kalıyordum. Bir akşam Bahçelievler’de oturan teyzeme konuk olmuştum. Eski yılların asker emeklisi Eniştem ‘Biz varken yurda mı gidilir, yarın eşyanı al gel’ diye “emretmişti”. Dediğini yapmış onlara konuk olmuştum. Evlerinde televizyon vardı. O yıl yeni yayına başlayan TRT Televizyonu akşam saatlerinde haftada üç gün üç saat yayın yapıyordu. Her evde televizyon bulunmadığı için yayın olduğu akşamlar konuklar geliyor, evin salonuna sandalyeler sinema salonu gibi sıralanıyor, herkes TV izliyordu. Bir akşam Hümeyra isimli Ankaralı bir kız çıkmış, gitar çalıp şarkı söylemişti. ‘Kördüğüm’ isimli parçasını o akşam dinlemiş, izlemiş ve beğenmiştim. Uzun süre arkadaşlarıma ‘Ankaralı gitar çalıp şarkı söyleyen kız’ diye anlatmıştım Onu.

O Hümeyra günümüzdeki Hümeyra. Bugün sadece müzik değil çeşitli dallarda sanat dünyasının içinde bulunmakta. Onun da yer aldığı ‘Unutursam Fısılda’ filmi bunları anımsattı bana. Filmdeki, bizim yaştakilerin sık rastladığı on yıllar sonra eski dostların değişmiş fizikleriyle buluşması sahnesinden yeni kuşak bir şey anlar mı bilemem. Ancak gerçekten o yılların en güzel sanat eserlerinin yaratıldığı ve üretildiği yıllar olduğunu belirtmek isterim.

Benim de konuşmacı olduğum bir panelde Mario Levi söz almış, konuşmasının arasında ‘Anlatacak anılarım oluşmuş, ben de büyümüşüm’ anlamında bir cümle sarf etmişti.

Görüyorum ki asıl ben bayağı büyümüşüm.

Arif Atılgan Kasım 2014 www.arifatilgan.com