Fatih’te oturuyorduk. Babam Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesinde hocaydı. Ben de okula Cihangir İlkokulunda başlamıştım. Babamla gider gelirdim her gün.

Eminönü’nden alış veriş yapılacağı zaman yürürdük. Mısır Çarşısına uğrardık. Ortadaki büyük dükkândan kabuklu fıstık almasını çok severdim.. Bazen de balık alırdık.

1955.. Torik zamanıydı. Galata Köprüsü’nde olta atanlar çok fazlaydı. Bazıları tuttuğu balığı satıyordu. Köprünün, Eminönü’ne yakın alt katının Haliç tarafındaydık. Balık tutanların başında beklemeye başladık. Bir tanesi oltaya asıldı. Deniz yüzeyinde kocaman toriği görüyorduk. Babam pazarlığa girişti ve 1 TL’ye anlaştılar. İskeleye yatırılan balık sakinleşsin diye beklerken adam bir tane daha çekmez mi? Yeniden pazarlık başladı ve ikisi 1,5 TL’ye satın alındı. Arada bir kıpırdayan kuzu gibi iki balığı Fatih’e kadar zor taşımıştık.

                                                      Torikler

1957’de Yeldeğirmeni’ne taşındık. Anneanneme ve teyzeme konuk geldiğimiz için biliyordum bu semti. Burada, balıkçı Halit Ağbinin adeta tören gibi balık ayıklamasını seyretmeye bayılırdım. Bir de torik balığından lakerda yapıp köşe başında satmasını unutamam. Bunları BALIKÇI HALİT https://www.arifatilgan.com/1134-2/ yazımda yazmıştım detaylarıyla.

İlk balık tutmalarım Yeldeğirmeni sahilindeki kayaların üzerinden olmuştur. Olta olarak kullandığımız dikiş ipliğine, iğne olarak kıvırdığımız toplu iğneyi bağlardık. Daha sonra gerçek olta ile arabalı vapur iskelesinde..

1960’lı yılların kış mevsimiydi.. Bir akşam Ağbim eve geldiğinde ‘Gel balık tutalım’ demişti. Şaşırmıştım.. Vapurdan indiğinde görmüş. Kulaklarına kar suyu kaçan balıklar baygın bir şekilde su yüzündeymiş. Her kes sepet, kepçe ne bulduysa balık topluyormuş. Biz de annemin plastik pazar çantasının ucuna sopa bağlayıp Haydarpaşa’daki Kayık İskelesi’nden bir sepet balık toplamıştık.

Anneannemle 7 kişilik bir aileydik. Babam öğretmen maaşıyla sık sık balık alırdı. Kalkan balığı dâhil her balık girmiştir evimize. Bugün olsa da yesek dediğimiz uskumruyu kılçığı var diye beğenmezdim. Annem ayıklayıp lop etlerini koyardı tabağıma.

Uskumru o kadar boldu ki balıkçılar askılarda kurutur Çiroz yaparlardı. Onun lezzeti de apayrıydı. Kaya, çırçır, lapin balıklarını yemezdik. Oltaya gelse denize atardık.

                                                   Çirozlar

Lise, üniversite ve iş yıllarımda hep vapurla Avrupa Yakasına geçtim. Balık akını olduğu zamanlar balıkçı tekneleri Sarayburnu Açığında o kadar çoğalırdı ki vapurlar Karaköy İskelesine girip çıkmakta zorlanırdı.

                                        Balıkçılar.

Karaköy’deki Balıkhaneyi anımsayanlar var mıdır bilmiyorum ama oradaki balık çeşitlerini seyretmeye bayılırdım.

1970’lerde meslek sahibiydim ve ilk arabamı almıştım. Annemi, babamı ve ablamı alıp tatile götürmüştüm. İlk durağımız Çınarcık’tı. Berrak suyun içinde çakıl taşlarının göründüğü Çınarcık. Kıyıda bir balık lokantasında oturmuştuk. Kırlangıç çorbası yaptırmıştım. Tepsinin ortasındaki koca balığın eti ve çorba olarak içilen suyu nefisti. Rahmetli annem uzun yıllar o balığı anlatmıştır.

İstanbul’da balık lokantalarına gidiyordum. Avrupa yakasında Köprüaltı, Sarıyer, Rumeli Kavağı; Anadolu yakasında Üsküdar-Arabın Yerinden başlayıp Kuzguncuk-İsmet Baba, Çengelköy, Beykoz, Anadolu Kavağındaki balık lokantalarında otururdum arkadaşlarımla. Bir dilim soğanın ve yeşilliğin olduğu tabağın içinden taşan lüfer balığı ile rakı içmeyi unutmam mümkün değildir.

                              Tabakta Lüfer

Bostancı’da 4-5 arkadaş ortak kullandığımız sandalla denize açılıp çapari ile balık tutardık. Bazen Çengelköy’de Necati’ye götürür balıkları verir içkiyi bedavaya getirirdik.

Küçükyalı’da ilk inşaatıma başlamıştım. Öğlenleri ortağım ve konuklarımızla Bostancı’dan aldığımız kofanayı mangalda pişirip üzerine de helva yemelerimiz olmuştur. Kofana lüferin büyüğü olup kol büyüklüğündedir.

1980’lerde evliydim. Evimdeki barbeküde balık yapıyordum. Sonradan fark ettim ki genelde çupra alıyormuşum. Önceki yıllarda pek tanımadığımız balık. Deniz çuprası diyorlardı ama inanmıyordum. Yani havuz balığıyla tanışma yıllarımızdı o yıllar.

Torik, kofana yoktu artık.

Haydarpaşa Limanı balık tutmaya bayıldığım bir yerdir. Kırlangıç dâhil her çeşit balığın bulunduğu doğal bir havuzdur orası. Herkes giremediği için sakindir. O bakımdan da keyiflidir. Bir gün arkadaşımın kardeşi Cahit (Acun) orada balık tutmaya davet etmişti. Kendisi bu konuda müthiş bir uzmandır. Karlı bir akşamdı. Cep kanyağı ve çikolatamızı alıp Limana girdik. Birer sepet sarıkanat, lüfer tutmuştuk sevgili Cahit Kardeşimle.

1990’larda balık çeşidi kısıtlı olmaya başladı. İstavrit ve hamsi hep olurdu neyse ki.

2000’lere geldiğimizde bir TV programı izlemiştim. Su Ürünleri konusunda akademisyen bir hanım ‘Balık tutmanın kuralı değişmezse yakında balık bulamayacağız’ demişti. Zaman gösterdi ki çok haklıymış. Keşke adını anımsayabilsem. Balıkçı vitrinleri az çeşitli olmaya başladı. Hatta çoğu zaman sadece havuz balıkları bulunuyordu.

2021.. Yalova’da devamlı gittiğimiz balık lokantasında balık yoktu. İstavrit bile yoktu. Denizlerimizi zapt eden müsilaj ile tanıştık. İyi ki tanıştık. Biraz kendimize geldik ve önlemleri konuşur olduk.

Bizim çocuklarımız kalkan, kırlangıç gibi balıkları yemediler. Torik, kofana, karagöz, uskumru gibilerini ise hiç görmediler. Fazla avlanan torikleri korumak için yapılan lakerda artık Norveç uskumrusuyla yapılıyor. Çirozu hiç görmüyoruz.

Kofana, lüfer, sarıkanat, çinekop, torik, palamut, istavrit, kıraça, uskumru, izmarit, karagöz, tekir, barbunya, kaya, mezgit, kılıç, kırlangıç, öksüz, zargana, levrek, çupra, kalkan, orkinos (ton).. Marmara Denizinde her bütçedeki ailenin yediği balıklardı. Hatta balık fakirlerin nimetiydi. Ucuz ve bol.. Çok av olduğunda bedava.. Midye, ıstakoz, karides, (böcek) kerevit de boldu ama ben onların içinden sadece midyeyi yerdim.

                                                       İstanbul’da Istakoz Sepetleri

Bir karşılaştırma yapalım. 1955’te babamın maaşı 500 TL olsun. 500’de biri olan 1 TL’ye torik balığı alınıyormuş. Bugün bir öğretmenin maaşı 5000 TL olsa. 500’de biri olan 10 TL’ye torik balığı alınabilir mi? Zaten torik te yok ya artık. Bolluk yıllarıymış o yıllar.

Marmara Denizi, tuzu ve ısısı karar olan bir ara denizdir. Burada yerli balık da, yolcu balık da lezzetlidir. Kıymetini bilelim, eski haline getirelim ve o haliyle koruyalım.

ARİF ATILGAN https://www.arifatilgan.com KASIM 2021