Bir koy hayal edelim. Küçük veya büyük.. En dip noktasına akarsu akıyor olsun. Akarsuyun yıllarca dağlardan getirdiği alüvyonlar yavaş yavaş koyu doldurur. Deniz de açıktan kum getirerek ona yardımcı olur. Uzun yıllar sonra koyun ortası dolar.. Orada çok verimli ve bereketli bir ova oluşur. Ne eksen yetişir. Ne diksen büyür.

Akarsu der ki ‘Burası benim taşma alanım. Ekip biçin. Her şey yetiştirebilirsiniz. Veya oturun nefeslenin. Mesire yeri olarak kullanın.’ Gerçekten de ovanın ortasından su akar, arada bir sel olur su o alana taşar. Derelerin taşma alanlarında yapılan tarımda sulama ihtiyacı yoktur.

Ova oluştuktan sonra 3 safha yaşanır.

1-Zamanla orada tapuları bulunan insanlar ‘İllede İmar..’ demeye başlarlar. Ekmezler, biçmezler, oturmazlar, nefeslenmezler. Siyasetçiler önce dinlemezler. Ama sonra kulak kabartırlar. Oy ve kazanç vardır imarda..

Bu safhadakilerde açgözlülük sorunu vardır.

2-İş bürokratlara havale edilir. Arazide ölçüm yapılır, büroda çizim ve hesaplar.. Sonunda paftalar hazırlanır, katlar, komşu mesafeleri yazılır. Unutulan eksikler Plan notlarında tamamlanır. Meclislerde eller kalkar, Plan kabul edilir. İmar gelmiştir. Herkes mutludur.

1999 depremine kadar zemin sorunu akla gelmemiştir. Sonrasında ona da sihirli çözüm bulunur. Radye temel.. Bu arada hatırlı zengin kişiler kendileri için ayrıcalıklar isterler. Fazla kat, su kenarına inşaat izni vs. Onlar da hallolur. Bunlara da Parsele Özel Plan Tadilatı denir.

Tüm alanın sahibi olan ‘akarsu’ yatay beton saksıya döndürülmüş yatağının içine hapsedilerek akıtılır. Taşma alanı imara açılır.

Bu safhadakilerde yasal sorumluluk vardır.

3-Vatandaş parseline İmar durumu ister. Plan onaylanmış, parseller imarlaşmıştır. Onaylı plana göre İmar Durumu verilir. İmar Durumuna göre mimar-mühendisler proje hazırlarlar. Hazırlanmış proje kamu kurumunda onaylanır, inşaat ruhsatı verilir. O ruhsatla onaylı projeye uygun inşaat yapılır. Aralarda denetlenir, devam izni verilir. İnşaat bitince iskân başvurusunda bulunulur. Onaylı plana göre verilen İmar Durumuna uygun hazırlanmış projenin tatbikatıyla bitirilmiş inşaata iskân verilir.

Bu safhada her şey kitaplara uygundur.

Ve bir gün afet olur, binalar yıkılır. Sel.. Deprem.. Farketmez.. AFAD’lar, AKUT’lar, gönüllüler, kurtarmalar, temizlemeler.. Ortalık sakinleşince sorumluların bulunmasına gelir iş..

Yasal sorumlular 2 numaralı safhadakilerdir. Ama onlara dokunulamaz. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince ve de 4483 sayılı kanuna göre memurlara dava açılması izne tabidir. O izin de ‘Ha’ deyince verilmez.

Pekiyi de.. Ne yapılır? 3 numaradakilere yapışılır. Onlarında kamu çalışanlarına değil. Serbest çalışanlarına. Yani projeyi yapan mimar-mühendis ve inşaatı yapan müteahhit.. En günahsız onlardır ama dertlerini anlatamazlar ki. Çünkü molozların içinde neyi nasıl ne kadar kullanmışlar ispatı zordan ötedir.. Kamudakiler ise görevden alınarak cezalandırılır. Park Bahçeler Müdürlüğü’ne veya Mezarlıklar Müdürlüğü’ne tırnak içinde “Sürgüne gönderilirler”.

Nasıl olsa toplumların hafızası en fazla 20 günlüktür. Ortalık sakinleşir. Her şey unutulur..

Anlatabildim mi.. Kabahatli 657 sayılı kanun ve yardımcısı başka kanunlardır.

Afetler birer doğa harikası olaylardır aslında. Onları felaket haline getiren insanlardır.

Heyelanlı vs alanlara da benzer öyküler uyarlanabilir.

Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde sel afeti yaşandı. Kabahat taş köprü yapılmaması ve dere yatağının 70 metreden 15 metreye indirilmesine bağlandı. Taş köprü betonarmenin bulunmadığı eski zamanlarda açıklıkların kemerle geçilmesidir. Bugün betonarmeyle, kazık temelle istediğiniz yükseklikte ve sağlamlıkta köprü yapılabilir. Dere yatağının 15 metreye düşürülmesi örneğini de her kes yaşadığı kentte görebilir. Akarsuların adeta yatay beton saksılardan akıtılması moda oldu neredeyse.. Yani yine esas sebep gözden ırak hale getiriliyor.. Bozkurt ilçesinde İmar Planlarını yapan kamu görevlileridir sorumlu. Tüm afet felaketlerinde olduğu gibi..

                      Kastamonu Bozkurt İlçesinde Sel Afetinin Felaketi

Bugün 17 Ağustos 1999 depreminin 22. Yıldönümü. O yıllarda sahada çalıştım. İlk Bilirkişi Raporu tutan ekipteydim. Daha sonra Mimarlar Odasının ve TMMOB’nin Afet Komitesi Başkanlığını yaptım. Sayısız toplantıya ve çalışmaya katıldım.. Raporlar yazdım, okudum. Bir rapor var ki unutamam. Düzce’deki binalar için bir profesör yazmıştı. ‘Buradaki yıkılan binaların neden yıkıldığını değil, yıkılmayan binaların neden yıkılmadığını araştırmak gerekir’. Diyordu rapor. Aslında yukarıda yazdıklarımın kanıtı oluyor bu cümle.

Tabii ki acıyla analım 17 Ağustos Depremini ve diğer tüm afetleri. Ama ders alarak ta analım derim ben.

ARİF ATILGAN https://www.arifatilgan.com AĞUSTOS 2021