1970’li yıllarda İstanbul gecelerini yaşayanlar bilir.. Pangaltı’da Gala Kulüp vardı. Şimdiki Ramada Otelin biraz aşağısında.. Bugünün Reinası sayılır.. Orada sahneye çıkmak prestijdi o yıllarda.. Zamanın en ünlüleri çıkardı.

 

Sahibi Behlül Bey.. O hayatın dibinden yetişmiş. Kulüp sahibi olmuş.

 

Devamlı çalan müzik grubu Grup Doğuş olup gitaristi Vedat Sakman’dı. Hafta sonları giderdik.

 

Gece hayatının sahne saatleri 2-3 lerde biter. O saatten sonra tüm sanatçıların ve onları izleyenlerin karınları acıkır. İçlerini bastıracak mekân ararlar. Yeme-içmecilerin çoğu kapalıdır..

 

Bu amaçla açılmış bir mekân vardı.. Ateş Kulüp.. Gala Kulüpten biraz yukarıda.. Nalburlar sokağı ile cadde arasındaki köşeden girilen bodrum katta.. Bildiğim kadarıyla burası da Behlül Beyindi.

 

Sabaha kadar açıktır Ateş Kulüp.. Çorbadan, kuru fasulyeden, dönerden, lahmacundan, kebaba aklınıza gelen her yiyecek bulunurdu. Hem de en leziz olarak. Tabii içki de..

 

1970’lerin ikinci yarısında bir yılbaşı gecesiydi.. Gala Kulüpten çıkmış Ateş Kulübe geçmiştik. İçerisi tıklım tıklım doluydu.. Çoğunluk ünlüydü.

 

Keyifler yerindeydi.. Şerefe deyip kadehleri birbirine çarparak kırmalar gırla gidiyordu.

 

Barda sakin bir yer bulup oturmuştum. Sırtım bara dönük.. Salonu görüyordum.. Arkamda duvar kenarında görmediğim bir kişi vardı.

 

Zaman zaman şarkı patlatanlar oluyordu. Çoğunluk şarkıcıydı zaten. Birden ‘Her Yer Karanlık’ diyen bir ses hepsini bastırdı. Salon sustu.. Öyle bir sustu ki sinek uçsa duyulurdu.. O ses devam etti.. ‘Pür nur o mevki, Magrip mi yoksa makber mi ya rab’.. Bestesi Mehmet Baha Pars, güftesi Abdülhak Hamit Tarhan’a ait olan ama Hafız Burhan’la akıllara gelen ünlü gazel okunuyordu.

 

Salonun içindekiler bana doğru bakıyorlardı.. Anlayamamıştım.. Aklıma gelip arkama döndüğümde duvar dibindeki taburede Zeki Müren’in oturduğunu ve gazeli Onun okuduğunu fark ettim. Sırtını duvara dayamış, dirseğini bara koymuş.. Eli yanağında..

 

Ayıldım.. Tüylerim diken dikendi. Mekân içindeki tüm kalabalık öyleydi. Adeta nefessiz dinliyorlardı Onu. Bunları yazarken bile tüylerimin diken diken olduğunu hissediyorum. ‘Baki o, enis-i dilden eyvah!, Beyrut’ta bir mezar kaldı..’ Son mısraları söyleyip bitirdiğinde alkışın, tezahüratın şiddetini tahmin edebilirsiniz. Ama içtenliğini hissetmek için o anları yaşamak gerek. Zeki Müren duruşunu bozmadı. Sadece elini yanağından çekip biraz daha dik oturdu.. ‘Teşekkür ederiz’ dedim.. Hafifçe gülümsedi..

 

Günümüzde yolum düştüğünde Gala Kulübe girilen pasaja, Ateş Kulübe inilen kapıya bakarım. 70’li. hatta 80’li yıllarda ülkenin en ünlülerin buralarda gezdiği günleri anımsarım.

 

Her yeni yıla girişin ayrı anısı vardır. O yılın anısı da böyle yer etmiş aklımda.

 

Herkese güzel bir 2020 yılı dilerim..

ARİF ATILGAN arifatilganKENT ve İNSAN 31 Aralık 2019