Çocukluk yıllarımın yaz mevsimlerinde Yalova’ya Hacı Mehmet Köyüne gelir, bir süre kalırdık. Babaannem, amcalarım ve aileleri aynı evde yaşarlardı. İyi gözlemciyimdir. Devamlı incelerdim çevreyi..

O yıllarda at, eşek, at arabası, öküz arabası köylülerin önemli ihtiyaçlarındandı. Bizimkilerde at, eşek ve öküz arabası vardı.

Eşeği yengemler, öküz arabasını iki büyük amcam kullanırdı. Atı ise en küçük kardeşleri Mümin Amcam.. Onu Amerikan filmlerindeki kovboylarla eş tutardım. Her ne kadar bizim atta ‘Eğer’ yerine ‘Semer’ olsa da..

Semerin üzerine sürücü oturur. İki yanında çuval, güğüm, odun vs asılabilecek şekilde düzeneği vardır.


Köyde adetti. Mezarlık önünden geçerken dua okunurdu. Yayalar, durarak.. At, eşek, araba üzerinde olanlar yola devam ederek okurlardı…

Amcam atla bir yere gideceği zaman ne yapar eder atın kıçına binerdim. Biz herkesin yaptığının aksine, mezarlık önünde durarak Fatiha okurduk.. Atın Kıçı, semerin arkasında atın üzerinde kalan bölümün adıdır.

10-12 yaşlarımdaydım. Atı seyrek verirlerdi.. Ama eşeği alırdım. Bir gün eşekle köyden Kamberbabadaki eve gidiyorum. Mezarlığın önünde Mümin Amcam gibi yaptım. Eşeği durdurdum. Üzerindeyken Fatiha okudum. O ara Amcam da atla gelmez mi? Onun gibi yapmamı beğendi. O da duasını okudu. Yola devam ettik. O atla hızlı gidiyor arada dönüp bana göz kulak oluyordu.. Atın Onda olmasını çok kıskanmıştım.

Kamberbaba’da yaşamının bittiği evi 1950’lerin sonlarında kendi yapmıştı.. Sülalede bizden önceki kuşağın sonuydu.

Ben Yalova’ya ev yapınca en içten sevinen olmuştu. Arada çocuklarından biri Onu bize getiriyordu. Masaya oturuyor, eşimin yaptığı kahveyi içiyor. Manzarayı gösterip, ‘Oh.. Çok güzel.’ diyordu. Görünen tüm alanda basmadığı santimetrekare yoktur eminim ki.

Dün (25.07.2020) sabah saat 8’de oğlu aradı. ‘Babamı kaybettik.’ dedi. Uzun süredir Koronavirüs sebebiyle uğramıyordum. Ani haber sarsmıştı. Cenazeyi sordum. Kesin bir şey söylemedi. Korona yasakları vardı.. Biraz sonra Köyün Derneğinden mesaj geldi ‘Saat 15’de Cami Önünde olacağız’ diye. 15’de gittim. Gördüm ki çok kalabalık. Cami içine girmeden dışarıda Cenaze namazını kıldım. Kimseyi görmedim.. Kimseye görünmedim.. Sonra da gittim.

Ertesi günü yani bugün sabahtan mezarlığa gittim. Amcamın mezarı başında uzun süre durdum. Anıları tazeledim. Fatiha okudum. Birlikte mezarlığın dışında okuduğumuz günleri anımsadım. Vedalaştım. Sonra babamın ve diğer akrabalarımın mezarlarını dolaştım.

Eski yıllarda Atılgan soyadlı sadece dedem vardı burada.. Sayı fazlalaşmış..

1921 doğumlu.. 99 yaşında.. 1924 mübadelesini canlı yaşayanlardan. Bazen sorardım. ‘Nasıl geldiniz Drama’dan?’.. ‘Ben bebekmişim. Bir şey hatırlamıyorum ki.’ Derdi

O yılları anlayamasa da, anlatamasa da.. 3 yaşında mübadeleyi yaşamış son kişi gitti. Demirciköy’ü.. Drama’yı.. Selanik’i.. Gören tek kişi yok artık.

Hep buradan oraya gidenlerin yaşadığı sıkıntılar yazılır.. Oradan buraya gelenlerin yaşadığı sıkıntılar hiç yazılmaz. Anlattırılmaz da.. Onlar da anlatmamışlar. Ezilmişler. Korkutulmuşlar.

O kuşak gün yüzüne çıkmamış öyküleriyle tarihe gömüldü.

ARİF ATILGAN