Baharın yenileyen, bu yenilenmeyi müjdeleyen kokusunu bile hissedemeden bir pandemiye uyandık dünya olarak. Düşüncelerimizi sabır rüzgârının esintisi ile serbest bırakıp, sevdiklerimizden uzak kalıp, tek başınalığımızla yüzleştik. Tek başınalığımızla ve doğanın verdiği güçle artık yaza hazırlanırken içimizde biriken son güzel enerjimizi çoğaltmaya çalışıyorduk.


Yorucu ve endişeyle geçirdiğimiz baharın ardından yazın ilk günlerinde, Yalova sahillerinde tanıdık Elina’yı. Hergün sabahın aynı saatlerinde doğayı, denizi ve esintisini paylaşıyorduk. Önceleri göz aşinalığının verdiği selamlaşmalarla oluşan ilişkimiz sonraları mesafemizi korumak şartı ile küçük sohbetlere dönüştü. 7-8 yaşlarındaki kızı ile geliyordu sahile. Ukraynalı idi. Bir Iraklı ile evliydi. Irak’ın güvensiz halinden kaçmışlar burada bir hayat kurmuşlardı kendilerine. Karı-Koca mülteci durumundaydı. Oturma izinleri belli tarihte bitecekti.

Evleri sahile çok yakındı. Bunun değerinin farkındaydı. Küçük kızı sabah saatlerinin dinginliğinde denizle ilk defa karşılaşmıştı. Bunun coşkusunu seyretmek bile bizi keyiflendiriyordu. Korkuların yerini coşku almış olarak tadını çıkarıyordu ortamın. Yaz boyu bu küçük sohbetlerle iletişim kurup her sabah gördük birbirimizi. Küçük Aleyna, yaz boyu denizkızı gibiydi. Bata, çıka yüzmeyi öğrendi. Mutlu ve coşkulu görünüyordu. Yazın son günlerine doğru Elina bir bebek bekliyordu. Sonbahar da daha seyrek görüşsek te zaman, zaman karşılaşıp, ayaküstü hal-hatır soruyorduk birbirimize. Sonbaharda Elina Türkçeyi daha rahat konuşabiliyordu ve zaman aktı geçti. Bebekleri Süleyman doğdu.

Ertesi yıl deniz mevsiminin başlaması ile müsilaj dediğimiz olguyla karşılaştık hep birlikte. Bu nedenle yazın ortalarında görüşebildik tekrar. Süleyman henüz çok küçük olduğundan düzenli bir şekilde sahile inemiyordu Elina. Ama pusetinde Süleyman, yanlarında Aleyna ve eşi ile hep el ele güzel bir aile olmuşlardı. Her gün görüşemesek te onların birlikteliklerini seyretmek keyifliydi.

Sonra bir sonbahar günü karşılaştık tekrar. Hava serinlemiş yaz coşkusu yerini hüzne bırakmıştı. Türkiye’de izinlerinin bittiğini anlattılar. Resmi evraklarını tamamlamak zorundaydılar. Irak güvenli olmadığı için Elina ve çocuklar Ukrayna’ya gideceklerdi. Eşi ise Irak’a gidip evraklarını tamamlamaya çalışacaktı. Sonra Ukrayna’ya gidip eşi ve çocuklarını alıp tekrar Yalova’ya getirecekti. Gözlerinde karanlık vardı. Belirsizliğin karanlığı.

Bir önceki ilkbahar mevsiminde başlayan bu öykü bir sonraki kış mevsiminde bitmiş cehennemin kapıları açılmıştı. Güvenli olarak kabul edilen Ukrayna’nın cehenneme döneceğini kim bilebilirdi ki.

GÜLÜMSER ATILGAN https://www.arifatilgan.com MART 2020