Mimarlara Mektuplarım



Koruma Kurulları
Arif ATILGAN

Bir yıldır 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda Mimarlar Odası’nı temsilen gönüllü gözlemci üyelik yapıyorum. Bu sebepten koruma ve koruma kurulları ile ilgili söz söyleme hakkımın doğduğunu, hatta buna zorunlu olduğumu düşünerek bu yazıyı yazıyorum.

Kurullarda görev yapan insanları daha önce efsanelerdeki her şeyi bilen bilge kişiler olarak hayal ederdim. Kurul toplantılarına katıldığım ilk günlerde edindiğim izlenim ise kurul üyelerinin de etten kemikten insanlar olduğu idi. Doğrusu bu durum kendime güvenimi sağladı

Önce şunu ifade etmek gerekir ki, başta İstanbul olmak üzere bütün kentlerimizin büyük kısmı sit alanı olduğu için kurullar, belediyeler kadar işle yüklü olmaktadır. Bu durum belki yeni kurulmakta olan Koruma Uygulama ve Denetleme Büroları (KUDEB) ile biraz da olsa hafifletilmek istenilmektedir. Ancak kurulda görev yapan tüm üyelerin işlerinin ve sorumluluklarının çok ağır olduğunu kabul etmek gerekir. Çeşitli baskılar altında fedakârlıkla çalışan bu değerli insanların önce takdir edilmeleri gerektiğini kabul etmeliyiz.

Yapacağım eleştiri ve önerilerin kişilere değil, sisteme olduğunu da önceden ifade etmek isterim.
İlk söylenecek şey kurul üyelerinin empati yapmadan görev yapmaları gerektiğidir. Bir kurul üyesi eski eser sahibi bir vatandaşın yerine kendini koyup düşünerek, o kişinin zor durumda olduğuna göre karar verirse korumayı ikinci plana atmış olur.

Kurullarda çalışan tüm bürokratlar özel bir eğitimle o göreve hazırlanmalıdırlar. Ayrıca tüm kurul üyeleri gibi bürokratların da korumayı içselleştirmiş kişiler içerisinden seçilmiş olmaları gerekir. Özellikle raportörler, kurula gelen konuların çokluğuna göre ilgili meslek gruplarından tercih edilmelidir.

Kurullarda iki üye YÖK, beş üye Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından atanmaktadır. Bir üye de gündem konusuyla ilgili kurumdan bir yetkili olmaktadır. İşte bu üye atamalarında özenli davranılmalıdır. Örneğin: Kurula projeleri gelen kurumlardan birden fazla üye olduğunda, bu üyeler doğal olarak kendi kurumlarının projelerinde tarafsız davranamamaktadırlar. Yönetmeliğin ilgili maddesi bu konuda “gündemdeki konu ile kişisel ve birinci derece hısımları açısından ilişkisi veya çıkarı olan üye, bu konunun değerlendirilmesi sırasında koruma kurulunun toplantısına katılamaz ve oy kullanamaz” dediği için bu durum kâğıt üzerinde yönetmeliğe aykırı gözükmemektedir. Ancak bir kamu kurumunun projesi, o kamu kurumunun yetkililerinin direkt kendi projeleri sayılmalıdır. Konu bu şekilde yorumlandığında ise o insanların kendi projelerine karşı çıkmaları beklenmemelidir.

Ayrıca zaman zaman gündem konusuyla ilgili kurumlardan kalabalık bir katılım olmaktadır ki bunun doğru olduğunu yazan bir yönetmelik maddesi bulamadım.

Toplantı gündemlerinin ise genelde kurul müdürü tarafından yapılmasının doğru olmadığını belirtmek gerekir. Gündemler başkan ve ikinci başkan ile birlikte hazırlanmalıdır. Ayrıca kurula gelen yazılar kesinlikle her toplantı öncesi kurul üyelerine bilgilendirme olarak okunmalı ve düşünceleri alınmalıdır. O zaman sorumluluk sadece kurul müdüründe kalmaz, kurul üyeleri de sorumluluğu paylaşmış olurlar. Zira gelen yazılar da projeler kadar önemli olabiliyor, ilgilenilmediğinde tarihî değerlerin yok olmasına sebep olunabiliyor.

Kurul kararlarının kamuoyuna açıklanması konusu ise tekrar ele alınmalıdır. Bu konuda yönetmelik maddesi “alınan kararlar yazışma usullerine göre ilgili yerlere dağıtılır” şeklindedir. Ancak süre belirtilmediği için karar aylarca ilgilenenlere açıklanmayabilmektedir. Bu madde kesinlikle süre konularak düzeltilmelidir.

Gözlemci üyelikle ilgili de bazı şeyler söylemek gerekir diye düşünüyorum.
Öncelikle gözlemci üyelerin kararlara imza atmaları gerektiği bilinmelidir. Zira toplantı sonunda elle yazılıp üyeler tarafından imzalanan karar metni, daha sonra bilgisayarda yazılarak kesinleşmiş şekliyle tekrar imza altına alınıyor. Bu arada bazı düzeltmeler olabiliyor ki gözlemci üye bunları bilmiyor. Halbuki imza atma zorunluluğu olursa gözlemci üye de o kararı düzeltilmiş haliyle öğrenmiş olabilir.

Ayrıca gözlemci üyelerin meslek odasında profesyonel çalışanlardan tercih edilmesi daha doğru olur. Zira ülkemizde gönüllülükle yapılan işlere gereken değer verilmediği için gönüllü bulunamamaktadır. Kurullardaki bürokratların ise gözlemci üyelere de tüm kurul üyelerine verdikleri her hizmeti vermeleri sağlanmalıdır. Örneğin: Gözlemci üye bir belgeyi görmek istediğinde o belge kendisine görevliler tarafından verilmelidir.

Bunlar yapılmadığı takdirde gözlemci üyeliğin bir anlamı kalmamaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki koruma kurullarının gözlemci üyelere gerçekten ihtiyacı vardır. Bugün bu konuya sıcak bakmayanlar bile zamanı geldiğinde bu sistemin gerekliliğini anlayacaklardır.

Benim özel olarak bir önerim daha var ki bu da koruma kurullarının saydam olmasının sağlanmasıdır. Toplantı mekânında yapılacak küçük bir düzenlemeyle, kurul toplantılarının, ilgi duyan insanlara açık olması sağlanmalıdır. Gelen izleyicilerin farkında olmadan koruma konusunda eğitilmiş olmaları bile böyle bir sistemin ne kadar yararlı olacağının ispatıdır. Böyle bir düzenlemeyle koruma anlayışı az sayıda kişinin bildiği bir konu olmaktan da kurtulacaktır. Her şeyden önemlisi gerek kurul üyeleri gerekse kurul çalışanları saydamlığın verdiği huzurla çok daha rahat çalışma imkânı bulacaklardır.

Koruma kurulları kentlerimizin geçmişini koruyan önemli kurumlardır. Bu açıdan bazen takdirle, bazen eleştiriyle de olsa onlara daima sahip çıkmalıyız. Haziran 2007 Mimarlara Mektup