Vedat Milor yazmış.. Vaşhington’da lüks bir restoranda zehirlenmiş.. Paris’teki restoranda ayağına fare dokunmuş.. Türkiye’de balıkçı restoranında ağzına çivi gelmiş.. Yine Türkiye’de yerlerin silindiği bezin bulaşık lavabosunda yıkandığını görmüş..

Bu konularda ben de öteden beri sıkıntı duyarım. Birkaç örnek:

Eşim evde arkadaşlarını ağırlıyor.. Bağdat Caddesinin ünlü bir pastanesinin pastasını kesmiş ve ilk dilimi pastayı getiren hanıma ikram etmiş. O hanım ağzına attığı ilk lokma sonrası yüzünü buruşturmuş. Eşime ‘Ne olur, bir tabak getir. Tüküreceğim. Ama ağzımdan çıkanı bana söyleme’ demiş. Eşim arkadaşının ağzındakini çıkardığı tabağı çöpe boşaltırken görmüş ki ısırdığı şey bir hamamböceği..

Marmara Adasında akşam balık yiyeceğiz. Restoranda zıpkınla avlandığı belli olan iri bir karagöz gösteriyorlar. ‘Tamam’ diyorum. Gösterişli bir sunum yapıyorlar. Otele gidiyoruz. Alttan, üstten çıkarıyoruz. Günlerce sürüyor. Tatil zehir oluyor.

Bağdat caddesinde bir pastanedeyiz. Simit istiyorum. Getirdiği ıslak servis tabağının kullanılmış olduğunu söylüyorum. Tabak istemiyorum. Garson tabağı götürüyor. Ardından simidi tabaksız elime almak için tezgâha gidiyorum. Görüyorum ki tabağı avucuyla kurulamaya çalışıyor.

Yalova’da balıkçıdayız. Mutfağı gören bir masadayız. Ben arkamı dönüp oturuyorum. Eşim çok sevdiği salataya dokunmuyor.. Salatayı avuçla tabağa koyduklarını görmüş.

Rumeli Kavağındayız. Sahile masalar çıkarılmış. Ben ekmek arası istiyorum. Balıkçı ısrarla servis yapmak istiyor. ‘Hayır’ diyorum.. Ekmek arasını yedikten sonra para ödemeye gittiğimde masanın arkasında bulaşık tabakların silindiğini görüyorum. Yıkanmıyor yani. Kendisine ‘bu yüzden ekmek arası istedim’ diyorum. Önce anlamıyor. Anladığında ‘Ağbi, kalabalık.’ Diyor.

Mimarlar Odasının lokalini işletmiş arkadaşıma ‘Mutfak küçük değil miydi? Temizliğe yetiyor muydu’ dediğimde bana cevap olarak öyle bir gülüş atmıştı ki. ‘İyi ki kapatmışız burayı’ demiştim içimden.

Almanya’da çikolata fabrikasında çalışmış bir yakınımız asla çikolata yemiyordu. Fındık silosunda fareler varmış.

Koronavirüs için sokaklar boşalınca Kadıköy’de farelerin dolaştığı yazılıyor. Bunlar nerelerdeydiler ki?

TV’lerdeki yemek programlarında bile yiyeceklerin içine tükürük saçarak konuşmalar, pastanelerde elleyerek seçmeler, tuvaletten el yıkamadan çıkmalar..

Yeteri kadar ağız tadı kaçırdım..

Yeme-içmeciler kesinlikle bulaşık makinesi kullanmalıdır. Servisten gelen kirli tabak vs silinerek temizlenmemeli, direk bulaşık makinesine konmalıdır. Servis yapan, para alan ve masaları silen kişiler ayrı olmalı.. Tefriş ise bitişik masalar yerine mesafeli masalar şeklinde düzenlenmelidir.


Bundan Sonra Böyle Olmayacak. Seyrek Olunacak.

Koronavirüs sonrası en çok dikkat edilmesi gereken şeyin HİJYEN olduğunu vurgulamak istiyorum. Belediyelerin çok titiz olmaları gerekir. Özellikle mutfaklar sık sık denetlenmelidir. 1 kişinin zor sığdığı minicik mutfaklardan onlarca masaya hizmet olmaz. Kesinlikle yeme-içmecilerin mekân ölçüleriyle, çalışanlarıyla ve işletme standartlarıyla ilgili yeni yönetmelikler çıkarılmalıdır.

Şerden hayır doğar derler. Koronavirüs yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızı yaptıracak bizlere…

ARİF ATILGAN arifatilganKENt ve İNSAN NİSAN 2020