Mimarlara Mektuplarım



Kent Konseyleri
Arif ATILGAN

Bir yıldır Kadıköy Kent Konseyi başkanı olmam sebebiyle, bu konudaki değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kent konseylerini iyi anlayabilmek için önce Sağlıklı Kentler Birliği ve Yerel Gündem 21’in ne olduğunu öğrenmek gereklidir.

Sağlıklı Kentler Birliği’ne yönelik ilk adım, 1945 yılında Birleşmiş Milletlerin San Francisco’da yaptığı toplantıda Uluslararası Sağlık Örgütü’nün kurulmasına karar vermesiyle atılmıştır. 22 Temmuz 1946 tarihinde ise New York’ta düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda, Dünya Sağlık Örgütü Anayasası oluşturulmuştur. 7 Nisan 1948 tarihinde bu anayasanın onaylanması sebebiyle 7 Nisan, “Dünya Sağlık Günü” olarak kutlanmaktadır. Bu oluşumun ardından üye ülkelerde bölge ofisleri kurulmuş ve bunlar Dünya Sağlık Örgütü ile ulusal hükümetlerin ilişkisini sağlamışlardır. Daha sonra dünyada “Sağlıklı Kentler” hareketi başlamış, ülkemizde ise bu konu 20.2.2004 tarihinde Sağlık Bakanlığının bazı belediyelerle Sağlıklı Kentler Birliği kurulması için toplantı yapması ve 21.12.2004 tarihindeki Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlıklı Kentler Birliği Kuruluşu Tüzüğü’nün, İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla gündemimize girmiştir. Sağlıklı Kentler Birliği’nin amacı “Yaşanabilir, sağlıklı kentler için sağlık ve sağlığı ilgilendiren tüm kentsel ve çevresel konularda eşitsizlikleri azaltmak ve kent yoksulluğu ile mücadele etmek” olarak tanımlanmıştır.

Yerel Gündem 21 ise, 1992 yılında Rio De Janerio da yapılan, Birleşmiş Milletlerin Çevre ve Kalkınma Konferansı’ndaki “Yeryüzü Zirvesi” toplantısında, kentler için “21. Yüzyılın Yerel Gündemi”nin oluşturulmasıyla kendisini belli etmiştir. Yerel Gündem 21, kalkınma ve çevre arasında denge kurulmasını hedefleyen “sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesine yönelik küresel bir eylem planıdır. Bu eylem planı “sürdürülebilir gelişme” için halkın karar süreçlerine katılımını öngörmektedir. STK’ları ortaklar olarak tanımlayan Yerel Gündem 21 kavramı, yerel yönetimleri halka en yakın yönetim kademesi olarak önemsemektedir.

Yani Sağlıklı Kentler Birliği sağlıklı çevrede yaşamayı amaç edinirken, Yerel Gündem 21 bu çevrede halkın katılımıyla sürdürülebilir gelişmenin sağlandığı bir yaşamın gerekli olduğunu ifade etmektedir.

Ülkemizde ise, bu amaçları sağlayabilmek için belediyelerde kent konseyleri kurulması öngörülmüştür. 3.7.2005 tarihinde yayımlanan Belediyeler Kanunu’nun 76. maddesi kent konseylerinin zorunluluğunu ortaya koymuş, 8.10.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Kent Konseyleri Yönetmeliği ise konuyu tarif etmiştir.

Bu yönetmelik yayımlanmadan önce bazı belediyelerde kent konseyleri kurulmuş ve belediyelerinin oluşturdukları yönergelerle faaliyet göstermişlerdir. Bunların çoğunluğu Sağlıklı Kentler Birliği amaçlarını esas alarak çalışmışlardır. Ancak 8.10.2006 tarihinde yayımlanan Kent Konseyi Yönetmeliği, Yerel Gündem 21’i esas aldığından, artık tüm kent konseylerinin Yerel Gündem 21’e göre şekillenecekleri belli olmuştur. Yani bundan sonra yerel yönetimler katılımcılığı geliştirmek zorundadırlar.

Bu anlamda konuya bakarsak yönetmeliğin çok yetersiz olduğu görülecektir. Öncelikle kent konseylerinin bütçelerinin olmadığı, dolayısıyla bağlı oldukları belediyelere bağımlı kaldıkları açıkça görülecektir.

* Bu yönetmelikte, konseylerin çalışma şekli, “kararlarını bağlı oldukları belediyelere bildirmek” olarak belirlenmiştir. Belediyeler o kararları meclislerinde görüşüp olumlu ya da olumsuz karar verme yetkisindedirler. Yani kent konseyleri özerk olamamakta, bağlı oldukları belediyeye uyumlu kararlar almak durumundadırlar.
* Kent konseylerinde çalışma grupları ve meclisleri önerilmektedir ki tamamen gönüllü insanlarla bu konuların kotarılması çok zordur. Zira bu işleri yürütebilmek için kent konseyinin binası, odası, elemanı yoktur.
* Genel kurulun yılda iki kez toplanmasının öngörülmesi ise bu toplantıların göstermelik toplantılar olacağının baştan kabul edildiğini hissettirmektedir.
* Beş kişilik yürütme kurulunun, genel kurul tarafından seçileceğini, ancak gerek genel kurulun gerekse yürütme kurulunun başkanlığını belediye meclisi 1. başkanvekilinin, onun bulunmaması halinde 2. başkanvekilinin yapacağı belirtilmektedir. Bu durum kent konseyinin idaresinin tamamen belediyede olduğunu açıkça belli etmektedir.
* Sekretarya hizmetlerini tarif eden maddede ise, sekretarya görevinin ilgili belediye tarafından önerilecek ve yürütme kurulu tarafından kabul edilecek görevliler tarafından yerine getirileceği, ancak sekretaryanın yürütme kurulu başkanına karşı sorumlu olduğu belirtilmektedir ki bu kişi belediye meclisi başkanvekilidir. Bu durumda yürütme kurulu, belediyenin elemanları olan başkan ve sekretaryanın emrindeki gönüllüler olmaktadır.
* Yedek yürütme kurulu üyesi tarif edilmemiş, yürütme kurulu üyeliklerinin nasıl düşeceğinden hiç bahsedilmemiştir. Genel kurulun, çalışma yönergesi hazırlayarak bu konuları belirlemesi önerilmektedir ki bu durum yönetmeliği hazırlayanların konuya verdikleri “önemi” belli etmektedir. Buradan çıkan sonuç yürütme kurullarının göstermelik olduklarıdır.

Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi bu yönetmeliğe göre kent konseyinin gerçek sahibi, ilgili belediyesi olmakta, konsey adeta belediyeye bağlı bir STK durumuna sokulmaktadır. Bu durum ise Yerel Gündem 21’deki esas amaç olan katılımcılığı sağlamamaktadır. Aksine katılımcılık kavramı hafife alınarak, varmış gibi gösterilmektedir.

Bu yönetmelikte, ilgili belediyenin idare ve hâkimiyetinde çalışan ama sanki halkı katıyormuş gibi görüntü veren bir kurum tarif edilmektedir. Zira kent konseyi, bağlı olduğu belediyenin arzu etmediği hiçbir etkinliği yapamamaktadır.

Sonuç olarak, kent konseylerinin kurulması, katılımcı demokrasiyi sağlamak ve geliştirmek için olumlu bir adımdır. Ancak kesinlikle bu yönetmelik gerçek katılımcılığı sağlayacak şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Temmuz 2007 Mimarlara Mektup