Arif Atılgan

 

Çocukluk yıllarımda aileler birbirine iftar misafirliği yapardı. Daha çok ekonomik durumu iyi olmayanlar davet edilirdi. Top patladığında o gün tutulan oruç için ‘Allah kabul etsin’ dileğinde bulunulur, iftar açılırdı. Konuklar giderken ev sahibine ‘Allah razı olsun, kesenize bereket’ derlerdi.

 

1970’li yıllarda işyerleri çalışanlarına iftar yemeği vermeye başladı. Toplu yemek genellikle o işyerinin yemekhanesinde yenmekteydi.

 

1980 ve 1990’larda firmalar, iş ilişkisi olan kişileri iftar için lüks restoranlarda ağırlıyordu.

 

1999 Depremi sonrası o bölgelerde yemek çadırları kurulmuştu. Onlar örnek alınıp diğer kentlerde de Ramazan Çadırları kurulmaya başlandı. Görüntü kirliliğini sevmezdim ama samimi bulurdum onları.

 

2000’lerde kamu ve özel kurumların lüks mekânlarda iftar ziyafetlerine şahit olmaya başladık.

 

2013 Gezi sırasında caddede Yeryüzü Sofrası adıyla uzun sofralar kuruluyordu. O sofralar örnek alınıp sokaklarda masalar yan yana dizilerek uzun iftarlar yapılmaya başlandı. Bunları ziyafetlerden daha sıcak bulurum.

 

Sokak iftarlarında yapılan bazı yanlışlara değinmek istiyorum.

 

‘Allah kabul etsin’ dileği yenilen yemek için söylenir oldu. Hâlbuki tutulan oruç içindir. Diğer yandan yemeği ikram edenle organize eden belli olmalıdır. Örneğin Belediye ikram ediyor muhtarlık organize ediyorsa ‘Muhtarlığımızın düzenlediği, Belediyemizin iftar yemeği’ denmelidir. Ayrıca belediyeler bu ikramları bir hayırsever aracılığıyla yapıyorsa daha sonra genel bir duyuruyla bunu açıklamalıdır. Bu suretle, ikram edene ‘Allah razı olsun, kesene bereket’, düzenleyene ‘Teşekkür ederiz’ denebilmelidir. Ama bir firma reklam için sponsorsa o zaman bir şey denmesine gerek yoktur. Zira ortada alış-veriş vardır.

 

Bugün sonlanan Ramazan ayından aklımda kalanlar için yazma gereği duydum.

 

Herkese güzel bir Şeker Bayramı dilerim.

ARF ATILGAN arifatilganKENT ve İNSAN HAZİRAN 2019