1874 yılı.. Osman Hamdi Bey Kadıköy’ün ilk şehremini olur.. Ondan önce küfeli çöpçüler ücretle çöp toplayıp denize atarlarmış. Osman Hamdi Bey, atlı çöp arabasıyla ücretsiz toplayıp denize attırmış.

1900 yılına ait Yeldeğirmeni sahilinin haritasında her sokaktan kanal akmaktadır. Demek ki her yerde kanallar denize akıtılmaktadır.

                                                   1900 Yılında Denize Akan Kanallar

1924 yılı… Süreyya İlmen Kurbağalıdere’yi korumak için dere kenarına betondan kanal yapar. Uzun yıllar dere temiz kalır.

1930 ve 1940’lı yıllarda dere temizdir. Ancak denizin içine kadar uzanan kanal unutulmuştur. Oluşan bozulmalar sebebiyle dereye sızmalar başlar.

1950’ler.. Kurbağalıdere pistir. Yerleşim olmayan Hasanpaşa’dan yukarısı temizdir..

Kentte fabrikalar dere ve deniz kenarlarına yapılmaktadır. Haliç’in etrafı fabrika doludur. Pislik denize akıtılmaktadır..

1960’lar.. Kurbağalıdere’de kirlilik belirginleşmiştir. İlginçtir. Kurbağalıdere pistir ama ağzının iki yanındaki Moda ve Kalamış Plajları temizdir.

1970’ler.. Atık sular derelere akmaktadır. Oralardan da denize..

Bağdat Caddesinin çevresinde kanallar patlamaktadır. Yıllar önce buraları köy ölçeğindeyken döşenen 15 santimlik büzler yetmemektedir. Alt yapı yenilenmeden 1-2 katlı köşklerin yerine 10-15 katlı apartmanlar yapılmıştır. 1 apartmana yerleşen nüfus, önceki bir mahalleye yerleşen nüfustan fazladır. Kanal sistemi yenilenir.

Haliç’te fabrika atıklarının olumsuz sonucu gözükmeye başlamıştır. Atıklardan adacıklar oluşmaktadır.

1980’ler.. Dereler geniş kanal gibidir. Tamamı denize akmaktadır. Önlem almaya karar verilir.

Haliç’te, kıyıdaki tesisler ve içerdeki fabrikalar kaldırılır. Denizdeki çamur toplanıp Marmara’nın ortasına dökülür. Denizin rengi pislikten gri olmuştur. Vazgeçilir.

Deniz kıyısındaki bazı lüks oteller fosseptiklerinin vanasını gece açıp denize akıtmaktadırlar. Hâlbuki gündüzleri önlerindeki plajdan denize girilmektedir.

Yenikapı’ya ilk arıtma tesisi yapılır.

1990’lar.. Derelerin ıslahı gündeme gelir. Ancak ıslahtan kasıt derenin üzerinin betonla kaplanıp kanal haline getirilmesidir.

Buna rağmen denizin ortası temizdir.

Hazır beton çıkmış, denizin kum-çakılı kurtulmuştur. Ama zaten kalmamıştır ki.

Buraya kadar olan kısmı yorumlarsak.. Doğa kendini temizliyor. Yeter ki istiap haddi aşılmasın.. Bir de alt yapı yetersizliği ancak sorun çıkınca akıllara geliyor..

Arıtma tesisleri yapımına hız verilir.

                                             Kadıköy Ön Arıtma Şeması

2000’li yıllar.. Haliç’in çamuru Alibeyköy’de bir taşocağı çukuruna pompayla basılır. Haliç temizlenir.

Kanallar yenilenir. 10 noktada fiziksel ve biyolojik arıtma tesisleri yapılır. Arıtmalardan çıkan su deniz dibinden 2300 metre açığa akıtılır.

                                           2003 Yılı İtibariyle Arıtma Tesisleri Tablosu

Daha sonra 640.000 m3/gün kapasiteli Küçüksu Ön Arıtma Tesisi de devreye girer.

Kenarda köşede kalmış bazı belediyeler arıtmalarını sağlıklı çalıştırmamak gibi kuralsızlıklar yaparlar ama onlar fazla etki etmez, deniz temizlenmeye başlar.

Marmara denizi girilir hale geliyor..

                           Arıtma Tesisleri Haritası

O yıllarda İstanbul’un nüfusu 11.5 Milyon.. Şimdi 15.5 Milyon.. Tesislerin o yıllardaki arıttığı miktarla kapasiteleri oranlanırsa rahatlıkla günümüzde de yeterli olacakları anlaşılacaktır.

                                 Anadolu Yakasının Kolektör Haritası

2010 yılı sonrasında tuhaf haberler çıkıyor. Örneğin: Marmara Bölgesi’nin çeşitli yerlerinde renkli akan dereler, bazı bölgelerde deniz kirliliği gibi.. Dronlarla dağdaki teröristin mağarası bulunuyor ama bu kirliliği yapan fabrikalar bulunamıyor.

2021 başlarında gittiğim balık restoranında istavrit bile olmayınca çok şaşırmıştım. Henüz kimse bu konuyu bilmezken restoran sahibi ‘Çamur var deniz dibinde’ demişti. O çamur meğer bugünlerde ortaya çıkan müslajmış.

                                                    Müslaj

Ben diyorum ki, hatta iddia ediyorum ki, neyse şüphe duyuyorum ki diyelim.. Özeller dahil arıtma tesislerinin çoğu, belki tamamı çalıştırılmamıştır. Zira denizin dibi katı maddelerle kaplanmış. Yukarıda 150 yılı aşkın bir geçmişi anlattım. Bu deniz ne günler gördü. Hep kendini bir şekilde temizledi. Ama belli ki ‘Nasıl olsa bir şey olmuyor’ diye koca bir fosseptik çukuru yerine konduğunda dayanamadı.

Önce dibini kazıyıp kum-çakıl çıkardık. Ardından kıyıları doldururken dibini çamurla kapladık.. Sonra kumsalları yok edip çevresini beton duvarla çevirdik. İçine attığımız çer çöpü geriye çıkaramaz hale geldi garibim.. Çöp attık, kanal akıttık, yetmedi kimyasal akıttık, ayrıca elimize ne geçtiyse içine attık.. Hala her çeşit sıvı-katı pisliği atmaya devam ediyoruz.

Biz Marmara’yı boğduk.. Boğduk.. Bu durum resmen denizin boğulmasıdır. Nefessizlikten müslaj kusuyor.. Büyük bir havuz gibi olan bu denizin çevresindeki illerde 25 milyon insan yaşıyor. Hepimiz.. Konuklarımızla, turistlerimizle 30-40 milyon.. Hep birlikte bitirdik bu denizi. Ama yetmiyor.. Sıraya Karadeniz’i ve Ege’yi de koyduk. Sürpriz olmasın sonra.

Evet.. Bütün arıtmalar biyolojik olsa iyi olur. Ama önce arıtmaların çalışıp çalışmadıkları yıl yıl araştırılmalıdır.. Sonra gereken yapılmalıdır.

Çeşitli zihni sinir projeleri duyuyorum. Denize müzik dinletelim, içine hava püskürtelim, aşı yapalım gibi. Bu işin şakası yok dostlar. Biline..

ARİF ATILGAN https://www.arifatilgan.com HAZİRAN 2021