Ortak bilincimizdeki cennet hayalinin, yemyeşil ağaçların olduğu bir bahçe olduğundan yola çıkmıştık. Bin sene önce yaşamış bir aziz “Korularda, kitaplardan daha fazlasını bulacaksın. Ağaçlar ve taşlar hiç kimsenin öğretemeyeceğini söyler” der. Kadim topluluklarda ağaçlar ilahi güç ve ortak zekadır. İnsanın atası ve ruhunun yeryüzündeki yansımasıdır. HAYAT AĞACI ve YAŞAM AĞACI teması ile ağaç insanı temsil eder. Kadim toplumlar bu nedenle aydınlanmış rahiplere “AĞAÇ ADAM” derlerdi.

DRYAD denilen ağaç perilerinin MEŞE AĞACINDA yaşadığına inanan Kafkas kökenli Keltlerden olan DRUID RAHİPLERİ, yeryüzünün kutsal alanlarını ortaya çıkarıyorlardı. Bu MEŞE ADAMLAR İngiltere, Hollanda ve İskandinav ülkelerinin kurucusudurlar. İngiltere Kraliçesinin en önemli unvanının “DRUİD RAHİBESİ” olması buradan gelir. Zeus’un kutsal ağacı olan MEŞE’nin yapraklarının hışırtısı ile Zeus Tapınak’larında kehanet yaparlardı. Bu nedenle MEŞE Ağacının konuştuğuna, ibadet ettiğine inanırlar. Kuşların kakaları ile gelen ÖKSE OTU tohumu sadece Meşe Ağacının dalları üzerinde büyür. Meşe Adamlar da denilen DRUİD RAHİPLERİ, gece, altın orakla bu her derde deva olan ÖKSE OTUNU hasat edip ayin yaparlardı. Her derde deva ÖKSE otu ve MEŞE PALAMUDU tılsım kabul edilirken, meşe, gücün ve Tanrısallığın ifadesidir. Kayıngillerden olduğu için Anadolu’nun dilek ağacıdır.

                                                                   Meşe Ağac

Meşe, kayıngillerin eril gücü iken KAYIN, dişil güç olmalı. Kadim Türkler, ağaçtan yaratıldıklarına, kayın ağacından doğduklarına inanırlardı. Kayın ve kadın kelimeleri birbirlerinin türevidir. Doğurganlık ve bereket ile ilgilidir. Kadim Türkler, bir tapınak olarak tasarladıkları çadırlarının direğini kayından keserlerdi. Bir bütün olarak soyulan gövde kabukları ile de çadırın gövdesi kaplanırdı. Ortada sürekli yanan kutsal ateşten kalan, kayın talaşı ve külünden ise ilahi bir güç olarak ilaç yapılırdı. Kayının gövdesi çizildiğinde anne sütüne benzeyen şifalı bir özsu akar. Kadim Türkler bu süte “Kaynıng Sünezi” derlerdi. Kayın Ağacı sütünün bu bereketli hali kadınla özdeşleştirilirdi. Yaşlı ağaçların tepelerini genişletip altta bulunan yavru ve gençleri koruması da annenin çocuklarını kucaklamasına benzetilirdi.

Kayın ve meşe, yer ile gök arasında iletişim sağlayan tinsel güçtür ve kozmosun anlatıcısıdır. Varlık ile yokluk arasındaki kapıdır. Akçam Ağacının tepesinde oturduğuna inanılan Tanrı Ülgen’e ulaşma yollarıdır. Meşe ve kayın gece ile gündüz savaşının kazanıldığı NARDUGAN GÜNÜNE hazırlanırlar. Nar: güneş demek olduğundan, doğan güneş gününde, güneşi kendilerine veren Akçam Ağacı altına hediyeler koyup eğlenirler ve Ağacı süslerlerdi.

Frigya Mitolojisinde Tanrıça Kibele ile Attis’in yaptığı büyülü danstan sonra, Attis’in altın orakla erilliğini feda etmesinden sonra akan kanlardan çıkan bir çam ağacı idi. Daha sonra Hunların, Avrupa’ ya yaptıkları akınlarla bu inanç oraya taşınıp karşımıza Noel Ağacı olarak çıktı.

Bu toprakların kutsallığında defne der ki. “Ben alayım, yiğit başına belayım” Efe ve zeybekler ölüm ağacı olarak kabul eder defneyi. Meyvelerini silahlarına sürüp güç alırlar. Defne’nin yetiştiği dağa çıkmazlar. Kabuklarından nazarlık yapıp, büyü aracı olarak kullanırlar. Apollon Tapınaklarında defneyaprağı çiğneyerek kehanet yaparlardı. Roma İmparatorlarınında başlarının tacıydı. Apollon, güzeller güzeli Dapfne’ye âşık olup, Dapfne kendisinden kaçıp, toprak anaya sığınınca toprak onu içine alır ve bir defne Ağacı çıkar buradan. Kozmosun merkezindeki büyük Apollon güneşinin ortasından çıkan ölümlü yeryüzünü simgeler Defne Ağacı.

Zeus ve Leto’nun birleşmesinden ikizleri Artemis ve Apollon doğarlar. Leto, ikizlerini bir palmiye ağacının altında doğurur. Palmiyegillerden olan hurmanın ve insanın kromozomlarının aynı olması, hurmanın ömrünün insan gibi 60-70 yıl oluşu, hurma filizlerinin tıpkı bir sezaryen ameliyatı gibi alınıp, mutlaka ana ağacın yanına ekilmesi zorunluluğu tesadüften öte bir şey olmalı. Annenin yanına ekilmeyen hurmaların yaşayamayacak olması, erkek ve dişi polenlerin mutlaka insan eliyle birleştirilmesi ve erkek polenlerin insan menisi ile aynı koku da olması ve dişiye female-palm ya da –ünsa- denmesi, hurmayı insan ile özdeşleştiriyor. Madenle bitkiler arasında mercan, bitkilerle hayvanlar arasında ise hurma vardır. Hayvanla gerçek insan arasında ise biz olduğumuza göre, mutlaka hurmadan bize bir yol vardır. Denir ki; Yaratıcı, meleklere Hz. Ademin yaratılacağı toprağı elemelerini söyler. İnce elenen topraktan Hz. Adem, kalanından da hurma yaratılır.

Bin yıl önce Azizin söylediği gibi “Kitaplardan daha fazlasını bulacaksın ağaçlarda ve taşlarda. Onlara dokun”

GÜLÜMSER ATILGAN     https://www.arifatilgan.com  MAYIS 2021