Mimarlara Mektuplarım



Dereler ve Derelerden Bir Bölüm
Arif Atılgan

 

     Küçük havzaların sularını toplayan, genellikle sığ yataklı ve boyları da fazla uzun olmayan akarsulara dere denilmektedir. Bir arazideki en düşük kottaki noktaların birleşmesi ile meydana gelen çizginin etrafındaki yatay alan ise dere yatağı olarak bilinmektedir. Dere yatakları, tüm arazinin yağmur, kar ve diğer sularını içine alarak onların o bölgedeki en düşük kotta bulunan deniz, göl, gölet gibi geniş su birikintilerine akabilmelerini sağlar.

 

Dere ve dere yataklarında doğayı doğallığından uzaklaştırmamak için önemsenmesi gereken konuları şöyle sıralayabiliriz:

 

– Dere yatakları taşma alanları ile birlikte düşünülmeli ve değiştirilmemelidir. Bu durumlarda değiştirilmiş yatağındaki akarsu tekrar kendi yatağına dönmek isteyecektir.

 

– Derelerin etrafı araziden gelen suları yatağına kavuşturmak için açık olmalıdır. Aksi takdirde deredeki doğal yatağa akmak isteyen sular engellenmiş olacaktır.

 

– Derelerin üzerini kapatmamak gerekir. Üzeri kapatılan dereler dolduğunda su taşma özgürlüğünü kaybedecektir.

 

– Derelerin yatağı betonlanmamalıdır. Bu durumda su toprak tarafından emilemez ve tamamen zemin üzerinde kalır.

 

Yani genel prensip, doğaya müdahale etmemek ve onun doğal durumuna uyum sağlayabilmek olmalıdır. Halbuki 1980’li yıllardan itibaren “ıslah” adı altında üzerleri kapatılarak dereler geniş kanalizasyonlar haline getirilmişlerdir. Son yıllarda kentlerimizde oluşmakta olan sel felaketleri ile adeta tüm bu yapılanların cezası çekilmektedir.

 

Bu anlamda örnek olarak İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan, Haydarpaşa-Pendik arasındaki dereleri incelemekte yarar vardır. Zira diğer derelerin de bunlardan fazlaca farklı olmadığı bilinmektedir.

 

1. Haydarpaşa Deresi: Koşuyolu tarafından gelir, Et-Balık Kurumu yanından denize akar. Muhtemelen yolda Karacaahmet’ten gelen Seyid Ahmet Deresi’ni de bünyesine alır. Koşuyolu’ndan denize kadar olan önemli bir bölümünün üzeri yüz yıl öncesi tonoz yapı sistemi ile kapanmıştır. Bugün yeni inşa edilen Marmaray hattı bu dereyi kesmektedir.

 

Haydarpaşa Deresi Tonozu
2. Kurbağalıdere: Kalamış sahilinden denize akan bu dere üzeri açık olan az sayıda derelerden biridir. Ancak Kurbağalıdere’ye uzun zamandır kanalizasyonların bağlanması bu derenin adının bu anlamda kullanılmasına da neden olmuştur. Etrafının duvar olması, tabanının beton olması gibi yanlışlıklar yapılmıştır.
Kurbağalıdere

 

3. Kördere: Kızıltoprak’ta Recep Peker Caddesi ile Bağdat Caddesi arasında kendi adıyla anılan sokaktan Kurbağalıdere’ye akmakta imiş. Bugün ortada görünmemektedir.

 

4. Turşucu Deresi: Şenesenevler bölgesinde bulunan bu dere artık yer üstünde görülmemektedir. Tamamen yeraltında kalmış olan dere, yakın tarihte patlamış ve Şenesenevler’de bir apartmanın birinci katına kadar su basmasına sebep olmuştu.

 

5. Çamaşırcı Deresi: Bostancı’da denize akan bu derede de Kurbağalıdere’de yapılan yanlışlıklar yapılmıştır; ancak üzeri açık derelerden biridir.

 

6. Altıntepe Deresi: Altıntepe’de zaman zaman binaların, zaman zaman da yolların altında kalarak sahile kadar gelir ve sadece denize akarken görülür.

 

7. Küçükyalı Deresi: Küçükyalı’da üzerinden ana cadde geçmektedir. Bu dere sadece denize akarken görülebilmektedir.

 

8. Karayolları Tesisleri yanından akan dere: Bu dere de sadece denize akarken görülebilir.

 

9. Büyükyalı Deresi (Çobanlar Deresi): İdealtepe’de akan bu derenin de son yıllarda yatağı değiştirilmiş, yer yer üzeri kapatılmış, kenarlarında duvar yapılmış, zemini betonlanmıştır. Ayrıca yıllardır dere yatağında bulunduğu için imar verilmeyen parsellere de artık dere yatağında bulunmadıkları için olsa gerek imar verilmiştir.

 

10. Maltepe Deresi: Tamamen cadde ve sokakların altında bulunan bu dere sadece denize dökülürken görülebilmektedir. Taşma olayları vardır.

 

11. Huzurevi Deresi (Kör Dere): E-5 Karayolunun üst tarafındaki Maltepe Huzurevi’nin bulunduğu bölgeden akar, muhtemelen Esenyurt Deresi ile birleşerek denize kavuşur.

 

12. Esenyurt Deresi: Minibüs Caddesi’nin üst tarafında üzeri açıktır. Ancak binaların arasından kendine yol bulmaya çalışır.

 

13. Tekel Evleri (Bülbül) Deresi: Minibüs Caddesi’nin üst tarafında üzeri açık bir şekilde binaların arasından akar, aşağı kısımda Tugay Deresi ile birleşerek denize akar.

 

14. Tugay Deresi (Cevizlidere): Tugay Yolunun alt tarafından akar. Önemli bir bölümünün üzeri açıktır.

 

15. Rahmanlar (Savaklar) Deresi: Sahildeki askeri tesislerin yan tarafından denize akarken görülebilir.

 

16. Yunus Çimento (Çavuşoğlu) Deresi: Bu dere de denize akarken görülebilir.

 

17. Pendik Veteriner Okulu Deresi: Denize akarken görülebilir.

 

18. Pendik Kemikli Dere: En uzun derelerden biri olduğu yazılsa da cadde altlarında bulunur ve ancak denize akarken görülebilir. Taşma olayları vardır.

 

     Kabaca oluşturduğum bu küçük araştırmada görüldüğü gibi, 18 dereden sadece Kurbağalıdere ve Çamaşırcı Deresi baştan sona üzeri açık olarak akmaktadır. Diğerlerinin ise bazılarının yer yer, bazılarının tamamen üzerleri kapatılmış durumda aktığı tespit edilebilmektedir. Ancak hepsinde yazının baş tarafında bahsedilen yanlışlıkların yapıldığı görülmektedir.

 

Dolayısıyla kentte yeterli yağmursuyu kanallarının da yapılmadığı düşünülürse, son yıllarda sık görülen sel baskınlarını sadece çok yağışa bağlamanın işin kolayına kaçmak olduğu belli olmaktadır.

 

Bu derelerin çoğunu şırıl şırıl aktığı halleriyle anımsayabiliyorum. Örneğin: Kurbağalıdere’nin kıyısında balıkçıların ağlarını ve ıstakoz sepetlerini kuruttuklarını, yine bu derenin Fenerbahçe Stadı hizalarından sonrasının berrak su olarak aktığını söyleyebilirim. Haydarpaşa Deresi’nin Koşuyolu’ndaki bölümü, Küçükyalı Deresi, Büyükyalı Deresi, Maltepe Deresi, Tugay Deresi, Pendik Deresi ve diğerleri 1970’li yıllarda bile görülebilmekteydi. İstanbul’un çeşitli semtlerinde bulunan dere ismindeki cadde ve sokakların altında bir zamanlar gerçekten akarsuların bulunduğu ve oralarda yeşillikli su kenarlarının olduğu unutulmamalıdır.

 

Bu konunun önemsenmesi ve acilen kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

 

ARİF ATILGAN Mimarlara Mektup Şubat 2010