Kent Mektupları



SPOR (FUTBOL) KULÜPLERİ
Arif Atılgan
Mimdap’ın Gözlem Sütunundaki son üç yazımın konusu 3 büyük kulübümüzün statlarının tarihi geçmişleri idi. O yazı dizisini, bu araştırmaları yaparken dikkatimi çeken bir konuya eğilerek sonlandırmak istiyorum. Konu, futbolun siyasetle iç içe olması ve bunun sonucu olarak kulüplerin yasalara karşı ayrıcalıklı konumları.
Görülüyor ki 100 yıl öncesinde de spor ama özellikle futbol oldukça popülerdir. Dolayısıyla her popüler konu gibi futbol da siyasetle iç içe olmuştur. Dikkat edilirse devlet kendi arsasına kendi parasıyla stat inşa ediyor. Daha sonra bu stadı futbol kulübüne düşük bir ücretle kiralıyor. Bu yapılana da kamu hizmeti adı veriliyor. Kamu hizmeti olabilmesi için halkın bu tesislerde spor yapabilmesi gerekir. Böyle bir şey olmadığı gibi kulüpler o statlardan gelir de elde ediyorlar. Bu ayrıcalıklar için gösterilen tek sebep onların ülkeyi yurt dışında temsil etmeleri.
Ülkemizdeki spor kulüplerinin dünyadaki en düşük vergi oranına sahip olanlarından olmalarına rağmen ödemeleri gereken vergileri af ettirmeye çalıştıklarını spor medyasından öğreniyoruz. Ayrıca kulüp yöneticileri de spor camiasından değil iş dünyasından kişiler olmaktadır. Kendi işyerlerinde ticari olarak başarılı olan bu insanlar nedense kulüp idaresinde aynı başarıyı gösteremiyorlar. Borç içindeki kulüpler devamlı devletten bir kolaylık bekliyorlar. Yönetici işadamlarının bu konumları da araştırılmaya değer. Eğer bu kişiler devletle yaptıkları özel işlerinde avantaj sağlıyorlarsa veya diğer işlerinde devletten onlara kolaylık sağlanıyorsa bunun anlamı ranttır. Öte yandan ekonomi yazarları borsada spor kulüplerine yatırım yapacak olanların iyi düşünmeleri gerektiği uyarısında bulunuyorlar.

                                                                    Fenerbahçe Stadı

Ancak konunun bizi ilgilendiren tarafı planlama ve imar alanlarında yaşanan bölümleridir. Spor kulüpleri imar rantlarından en üst seviyede yararlanmaktadırlar. Onların yaptıkları kaçak bina veya fazla inşaat alanlı projelere ya göz yumulur ya da tadilat planları çıkarılarak yasallaştırılmaları sağlanır. Kulüp ismi vermeyeceğim. Zira sadece büyük kulüplerde değil her kulüpte bu durum var. Amacım konuyu genel değerlendirmek. Örneğin: Fenerbahçe burnunda çeşitli spor kulüplerinin tesislerini, Fulya semtindeki yüksek binaları sıradan vatandaş yapabilir mi? Bir türlü anlayamadığım üst kullanım hakkı ne demektir?

Spor kulüpleri kamu arazilerini devletten spor tesisi yapmak için kiralıyorlar. Daha sonra oralara yaptıkları inşaatların TAKS ve KAKS sınırlamaları var mıdır? Diğer taraftan 1800 lü yıllarda Kuruçeşme’de denizdeki küçük kayalık alan, bugün bir ada olmuş üzerine çok katlı bina yapılması konuşulmakta.
Statların bulundukları yerler inşa edildikleri zamanlarda kentin tenha yerleri iken bugün yoğun merkezleri olmuşlardır. Aslında kent planlanırken spor tesisleri bu derece merkezde yer almamalıdırlar. Dünyada kent merkezinde bulunan statlar vardır. Ancak o örneklerde otopark, toplu ulaşım sorunlarının başarılı bir şekilde çözüldüğü görülmektedir. Bir de oralardaki futbol seyircisi ülkemizdeki gibi çevreye zarar veren fanatik ve şiddet içeren yapıda değildir.

                                                Yeniden Yapılacak Olan İnönü Stadı Maketi

1970 li yıllara kadar İnönü Stadında iki maç üst üste oynandığından dört takımın taraftarı, 1900 lü yıllara kadar da iki takımın taraftarı, hep birlikte maç seyredebiliyorlardı. O yıllarda futbol seyircisi henüz fanatik değildi. Onlara tramvay ve belediye otobüslerinin biletçileri ‘hasta’ sıfatını vermişlerdi. Biletçiler, stat yakınındaki durağa geldiklerinde ‘hastaneye geldik inecekler insin’ diyerek bunu belli ederlerdi. Yani o yıllarda futbol seyircisi korkulan bir kitle değildi.

                                                          İspanya’da El Madrigal Stadı

Diğer ülkelerin çoğunda bu tip sorunlar yoktur ama oralarda da bizlere ilginç gelebilecek başka sorunlar yaşanmaktadır. İspanyada oynayan Türk futbolcusu Nihat Kahvecinin kulübü Villarreal, aynı adı taşıyan bir semtin takımıdır. Bu semt ise Valencia kentinin 60.000 nüfuslu banliyösüdür. Villarreal takımı maçlarını 25.000 kişilik El Madrigal stadında oynamaktadır. Dolayısıyla maç günleri yerleşimde yaşayanların yarısı stada maç seyretmeye gitmektedir. Bu kişiler doğal olarak nüfusun aktif kısmını da oluşturduklarından, maç günlerinde semtte başta hırsızlar olmak üzere yasa dışı kişilere karşı güvenlik açısından oldukça sıkıntılı saatler yaşanmaktaymış.

Galatasaray’ın Yeni Stadı Arena

Statların kent merkezinde olmasının kulüplere başka bir avantajı da AVM gibi değerlendirilebilmeleri. Eskiden statlar maç olmayan günlerde ıssız binalar olurlardı. Şimdi hem dışarıdaki dükkânları hem içerdeki ofisleri ile birer AVM durumundadırlar.

Bütün bu avantaj, rant, ayrıcalıkların parasal karşılığı bulunmaktadır. İşte o parasal karşılıklar toplanırsa oldukça büyük rakamlar ortaya çıkacaktır. Bu rakamlar bizlerden yani halkın cebinden karşılanmış olmaktadır. Zira devletin maddi olarak kaybı olan veya kazancı olacakken olamayan her bedel halk tarafından ödenmektedir.
Bilebildiğim kadarıyla spor kulüplerinin yasal gelirleri olarak maç hasılatları, sponsor gelirleri, reklam gelirleri, yayın gelirleri, ürün satış gelirleri, sporcu bonservis gelirleri ve bağışlar bulunmaktadır.  Kulüpler bu gelirlere göre bütçelerini düzenlemelidirler. Ayrıca statlarını da kendileri inşa etmek durumunda olmalıdırlar. Ancak böyle yapmaya gayret eden kulüplerimizin başına çeşitli sorunlar gelebilmektedir.
Popülerliği sebebiyle olsa gerek siyaset futbolun içersinde olmayı sevmektedir. Ancak siyaset eğer spor kulüplerine ayrıcalık sağlayacaksa önce bu ayrıcalıkların parasal değerini kamuoyuna açıklamalı ve seçim meydanlarında açıkça bunu belirterek halktan oy talep etmelidir. Halk kendi parasıyla büyük paraların döndüğü spor camiasını finanse etmeye razı ise onlara oy vermeye devam eder. Ben vermem.
ARİF ATILGAN MART 2013