İNŞAAT SEKTÖRÜNDE UYGULAMA
Arif Atılgan
Küvetlere duşakabin takan firmaya taktıkları duşakabinin kenarlarından su sızdırdığını bildirdiğimde kontrole gelen ekibin başındaki kişi diyor ki: Makaralar doğru takılmış, kenarlara silikon sürülmüş, gerekenler yapılmış, sorun yok. Yani nerdeyse bizi niye rahatsız ediyorsun diye beni suçlayacak. Öfkeyle diyorum ki: Kardeşim o dedikleriniz araç, amaç bu taktığınız şeyin su sızdırmadan sağlıklı çalışması. Bana bunu sağlayın.. Diğer yandan İzolasyoncu suyun gideceği delikleri tümsekte bırakır. Su birikip sorun çıkınca O da: Membranları yapıştırıp serdiğini söyler.  Bağırmak zorunda kalarak derim ki: Yahu ne diyorsun, sen izolasyonun prensibini bilmiyorsun. Suyu eğimle en düşük noktaya getirip oradan dışarı akıtacaksın.

Kalfa 90 dereceyi bilmez, tesisatçı kontrol yapmadan şap döktürür, sıvacı kalınlıkları tutturamaz, elektrikçi anahtarı en olmadık yere koyar, şapçı eğim verilecek yerde eğim vermeyi unutur, boyacı kenarda kalan yerleri yalap şap boyar, PVC doğramacı doğramaları yerinde yapmaz, dolapçı üç vida yerine tek vidayla işi bitirir vs.

Bunların dışında bir de her ustanın olağanüstü savruk ve değer bilmez çalışmaları vardır. Örneğin: Sizin özenerek beğendiğiniz radyatörleri daha ambalajından çıkarırken kullandığı bıçakla çizer, yerlere sürter ve daha yerine takılmadan ikinci el haline getirirler.. Veya çok pahalı aldığınız seramikleri özensiz bir şekilde döşeyerek sıradanlaştırırlar.. Banyoya dolap takan kişi delik delerken seramiğin sırını döker, laf söylediğinizde matkap ucunu sebep gösterir.. Genel olarak ustalık terbiyeleri hata yapmamak değil yapılan hataya sizi ikna etmek üzerine gelişmiştir.

Mesleğe ilk başladığım 1970 li yıllardaki ustaların prensibi önce yaptıkları işi kendilerinin beğenmesi ve içlerine sindirebilmeleri idi. Siz kontrol etmeden onlar kendi kontrollerini yapar ve düzeltilecek yer varsa düzeltirlerdi.

O yıllarda merdiven basamakları beton dökülerek yapılmaz basamakçılara yaptırılırdı. Beton dökülürken merdivenkovası boş bırakılırdı. Aynı zamanda çinici olan basamakçı gelir ölçü alıp şablon çıkarır, atölyesinde hazırladığı basamakları tet tek üst üste koyarak monte ederdi. Emin olun santim oynamazdı. Basamakçımın atölyesi Göztepe’de minibüs yolu üzerindeki çeşmenin arkasındaki binanın bulunduğu arsadaydı. Bir gün atölyesine gitmiştim. İnşaatımın basamaklarının 1/1 ölçeğinde hazırladığı şablonunu yere serdiğinde şaşırmış, bu adam mimarlık eğitimi almış olabilir mi diye düşünmüştüm. İyi ki artık merdivenler beton dökülerek yapılıyor. Eski yöntemle olsa nasıl olurdu, düşünmek istemiyorum.

1980 li yıllarda yavaş yavaş o ustalar yerlerini yeni tiplere bıraktı. Onlar işlerini sadece para almak olarak gören kişilerdi. Öyle ki parasını alan usta sanki yaptığı işi de sizi de o anda unutmakta idi.

Bütün ustaların refleksi, her gün inşaata gitseniz bile, sizin olmadığınız bir zaman diliminde en kritik yeri sizin istemediğiniz şekilde yapmak üzerine gelişmiş sanki. Kimsenin keyfini kaçırmamak için binaların görünmeyen yerlerindeki yanlışlıkları yazmıyorum. Örneğin: Atık su gider borusunun 150 lik yerine 100 lük PVC döşenmesi gibi.

Sözüm inşaat sektörüne malzeme üreten firmalaradır. Bugün artık yapı malzemeleri üretimi oldukça gelişmiştir. Kaliteli ve estetik malzemeler üretilmektedir. Ancak malzemeler uygulama sırasında sektördeki ustalar tarafından değersiz hale getirilmektedirler. Bu durumun düzeltilmesi için bir şeyler yapılması gerekmektedir.

Söylemek istediğim yasa, yönetmelik, denetim, eğitim, sertifika vs anlamında şeyler değil. Kültürünün yaratılmasıyla ilgili şeylerdir. Lokantada çalışan bir eleman kendi evinde hijyene dikkat ediyorsa çalıştığı lokantada da eder. İnşaatta çalışanlar da aynı şekilde. Onların kendi evinde çizik radyatör, lekeli boya, akan çatı, ucu kırılmış seramik vs sorun değilse çalıştıkları inşaatta da sorun olmamaktadır. O zaman da sizin bu konulardaki sıkıntılarınıza şaşırmakta, huysuzluk yaptığınızı düşünmektedirler.

1970 li yıllardaki ustalar iş yaptıkları kişilerle aynı mahallelerde yaşıyorlardı. Dolayısıyla aralarında önemli bir kültür farkı olmadığı gibi komşuluktan oluşan bir otokontrol da bulunmaktaydı. 1980 sonrasında ustalar genel olarak varoş denilen yerleşimlerde yaşıyorlar. Dolayısıyla iş yaptıkları semtlerdeki kişilerle aralarında kültür farkı olmakta, o semtte yaşamadıklarından aralarında herhangi bir otokontrol da oluşamamaktadır.

Sanırım iki kuşak arasındaki fark buradan ortaya çıkmaktadır. Belki medya yoluyla belki başka yolla bu kültürün onlara verilebilmesi gerekir.

Bazı yapı malzemeleri yerinde montaj yapılarak satılmaktadır. Ancak bu uygulamanın da yanlış yapıldığı görülmektedir. İş, satıcıların sorumluluğuna bırakılmış. Satıcılar da yine piyasadaki ustalardan birini uygulayıcı olarak göndermekte, sonuç değişmemektedir.

Acil çözüm olarak, malzeme üreten firmalar kadrolu ustalarından meydana gelen uygulama ekiplerini kurmalıdırlar. Talep geldiğinde kadrolu ekiplerini göndermeli ve malzeme+uygulama garantisi vermelidirler. Bunun maliyetinin biraz fazla olması kullanıcıları etkilemeyecektir. İddia ediyorum kendilerine fazlasıyla kullanıcı talebi gelecektir. Çünkü: Kullanıcı öbür türlü zaten yüksek maliyet ödemekte, üstelik hiçbir garanti almamaktadır. Zira bir ustanın yaptığı arıza bir başkasına düzelttirilmektedir. Sonuçta kabahat bir önceki ustaya atıldığından hiçbir usta yapılan işten sorumlu olmamaktadır.

Yeni yapı yönetmeliği, kullanılan hazır beton ve nervürlü demir dolayısıyla yeni yapılan binalardaki taşıyıcı sistem konusuna olumsuz söz söyleyemem. Ancak onun dışındaki konularda olumlu söz söyleyemeyeceğimin bilinmesini isterim.

İnşaat sektöründe tüketicinin hiçbir garantisi yoktur. Zira yapı malzemelerinin uygulamasında kurumsallık bulunmamaktadır. İnşaat işlerinin kalite açısından her yıl biraz daha geriye gittiği bilinmelidir.
ARİF ATILGAN MİMDAP AĞUSTOS 2014