Kent Mektupları



FENERBAHÇE STADI – 2
Arif Atılgan
Fenerbahçe Stadının geçmişinden, kulüpte genellikle iktidarlara ters olmayan yönetimlerin oluştuğu anlaşılmaktadır. Ancak popüler bir spor olan futbolun genelinde de böyle bir görüntü olduğu rahatlıkla saptanabilir.

2000 li yıllarda Fenerbahçe, iktidara yük olmadan stadını yeniden inşa edebilmiştir.
Bu yazıda 1949-1965 yılları arasındaki eski Fenerbahçe Stadını anlatmak istiyorum.

Öncelikle söylemem gerekir ki 1960 hatta 1970 li yıllarda bile stadın çevresi oldukça tenha idi. Tramvayların çalıştığı ön taraftaki Recep Peker Caddesinin etrafı sayfiye yeri görüntüsünde idi. Arka taraftaki Taşköprü Caddesinin karşı tarafındaki arazide içersinde bostan kuyusu olan bir bahçıvan bahçesi bulunmakta idi.

Stadın içersinde bulunduğu arazinin tamamının çevresi üzeri tel örgülü 4-5 mt yüksekliğinde taş duvar ile çevriliydi. Duvarla çevrili arazinin içersindeki stada, Recep Peker Caddesi tarafındaki şimdiki numaralı tribün girişinin olduğu yerde bulunan kapıdan girilmekte idi. Bu kapıda bulunan gişelerden bilet alınarak önce araziye girilir, daha sonra hangi tribünün bileti alınmışsa o tribüne bilet gösterilerek girilirdi. Sahadaki kalelerin biri Recep Peker Caddesinin bulunduğu deniz tarafında, diğeri ise Taşköprü Caddesinin bulunduğu demiryolu tarafında idi. Ahşap olan kapalı tribün Kurbağalıdere tarafında, büyük açık tribün kapalının karşısında okul tarafında,  küçük açık tribün demiryolu tarafındaki kalenin arkasında bulunurdu. Stada girilen taraftaki kale arkasında tribün bulunmaz oraya duhuliye denilirdi. Anlaşıldığı gibi statla araziyi çevreleyen duvar arasında boş alanlar bulunurdu. Açık tribünün okulla arasında kalan alan oldukça büyük olduğu için orada bizler mahalle maçları yapardık.

Statta, Fenerbahçe Salı ve Perşembe günleri antrenman yapardı. Burada resmi maç oynamaz, özel maçlarını, özellikle sezon öncesi hazırlık maçlarını oynardı. Fenerbahçe Stadında daha çok amatör küme, genç takım ve okul maçları oynanırdı. Bir de 23 Nisan, 19 Mayıs törenleri yapılırdı. Kapalı tribünün altında soyunma odaları, orta üst tarafında 1mt lik ahşap bir korkulukla ayrılmış şeref tribünü yer alırdı. Şeref tribününün üst bölümünde camekân arkasında tüm kupalar vs nin de sergilendiği kulüp mekânı bulunurdu. Gündüzleri stadın kapısı açık olduğundan herkes rahatlıkla içeri girebilirdi.

Stada arabalar ön kapıdan girerler ve kapalı tribünün civarında park ederlerdi. Futbolcuların hepsi arabalı değildi. Sadece Lefter Küçükandonyadis Büyük Adada yaşadığı için Kurbağalıdereye kadar teknesi ile gelir, teknesini Kurbağalıdere köprüsünün civarına bağlar ve oradan stada yürüyerek gelirdi. Saha çayırdı. Üzerinde oynadıkça daha çok oynanan orta kısımları kelleşir, kenarlar yine çayır olarak kalırdı. Bu arada, genellikle tırmandığımız dış duvarın üzerindeki tel örgülerin arasından geçip aşağıya atlayarak maçlara girdiğimizi itiraf etmek isterim.

Kulüp mekânının olduğu camekânın arkasında 1960 yılının şampiyonluk kupası ve o kadronun resmi dikkat çekerdi. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, semtimizden büyüğümüz Nedim (Günar) Ağbinin de o fotoğrafta olması bizleri gururlandırırdı. Belki 1 bekçi ile korunan tesislere hırsız bile girmezdi.

Buradaki hoş bir anımı anlatmak isterim. 1960 lı yılların başlarında, sezon başında Fenerbahçe’nin bir hazırlık maçı idi. Stat tıklım tıklım dolmuştu. Ben bir arkadaşımla birlikte büyük açık tribünün en altında tel örgülerin dibinde ayakta bir yer bulabilmiştim. Takımlar sahaya çıktığında Fenerbahçe takımında, o yılarda genç takımda oynadığını bildiğimiz, semtimiz Yeldeğirmeninden Ünsal Ağbi de sahaya çıkmıştı. Biz heyecanlanmış gururlanmıştık. Arkadaşım aniden sahaya doğru ‘Ünsal Ağbi’ diye bağırmaya başladı. Oldukça gür sesli olduğu için 30-40 mt ilerimizdeki Ünsal Ağbi’nin duymamasına olanak yoktu. O, saha içersinden bizim tarafa baktı ve saha kenarına kadar koşarak geldi. Aramızda sadece atletizm pisti kalmıştı. Ben merakla arkadaşımın ne diyeceğini bekliyordum. Arkadaşım, ‘ne haber’ dedi. Ünsal Ağbi de taç çizgisi üzerinde, ellerini iki yana açarak ‘iyilik’ dedi ve tekrara sahaya ısınmaya koştu. O gün çok utanmıştım. Ama aradan yıllar geçip geçmişe daha anlamlı bakmayı öğrendiğimde arkadaşımı da, Ünsal Ağbiyi de, olayı da daha iyi anlıyordum. Bu olay, o yılların muhitlerinde yaşayan insanların gösterdiği tipik bir ‘muhit insanı’ davranışı idi. Arkadaşım O’nun bize ait olduğundan gururlanmış ve bunu bütün tribüne göstermek istemişti. Ünsal Ağbi de bu olayda herhangi bir anormallik hissetmemiş, sanki Yeldeğirmenindeymiş gibi davranmış, adeta arkadaşıma yardımcı olmuştu. O yılların muhitleri böyle idi.

Eski Fenerbahçe Stadı Kadıköylülere önemli anılar bırakmıştır.
ARİF ATILGAN  ARALIK 2012