KADIKÖY’DE ESKİ ŞEKER BAYRAMLARI
Arif Atılgan
1960’lı yıllarda, Ramazan’ın son haftasında yapılan hazırlıklar bayramın geleceğinin habercisi olurdu.
Bütün işler bayramdan sonraya ertelenirdi. Çünkü: Bayramda evde olmak, gelenleri ağırlamak gerekmektedir. Öncelikle evlerde temizlik faaliyetleri başlar, diğer yandan bayram yemeği ama özellikle tatlısı yapılırdı. Bayram tatlısı genellikle şekerpare, revani, Kemalpaşa, kadayıf, yoğurt tatlısı gibi tatlılardır. Bunlar hamurları evde yapılıp tepsiye dizilen, pişmesi için fırına gönderilen, fırından alındıktan sonra evde üzerlerine şerbet gezdirilerek yapılan tatlılardı. Alafranga aileler ayrıca evde likör yaparlardı. Özellikle bayramda alışveriş yapılacak esnaflar da dükkânlarında bayram temizliği yaparlardı.

 

        Yeldeğirmenli Esnaflardan Sabahattin Ören, Yusuf, Albet Albert’in Dükkânının önünde.


Aileler bayram kıyafetleri için alışverişe çıkarlardı. Her aile kendi tercihine göre Beyoğlu, Mahmutpaşa veya Kadıköy çarşılarında giysi almaya çıkardı. Beceri sahibi anneler ise bayram giysilerini evlerindeki elle çalışan dikiş makinelerinde dikerlerdi.
Arife günü yerine getirilen bir görev mezarlık ziyaretleridir. O gün bu görevi yerine getiremeyenler bayram süresi içerisinde kaybettikleri yakınlarını ziyaret ederlerdi.
Arife gecesi evlerde en telaşlı saatler yaşanırdı. Son temizlik, hazırlık, yiyecek, giysilerin dikişi, ütüsü vs. anlamında işler yetiştirilmeye çalışılırdı. Doğrusu arife gecesi yattığımda evlerdeki ışıkların ne zaman kapandığını hep merak ederek uyumuşumdur. Çocukların tamamının arife gecesi yastıklarının altına koydukları yeni ayakkabılarıyla uyuduklarını iddia ederim. Bir de kadınların ama özellikle genç kızların kuaförde geç saatlere kadar saç yaptırdıklarını eklemeliyim.
Erkeklerin bayram namazı ile bayram başlamış olurdu. Namazdan dönen bazı erkekler Kadıköy Çarşısı’na son alışverişe giderlerdi. Çoğunlukla Hacıbekir Şekercisi’nden lokum veya badem şekeri alınırdı.
Evlerde bayram kahvaltısı biraz gecikerek yapılır. Öğlen saatlerinden itibaren sokaklarda yakınlarını ziyarete giden insanlar görülmeye başlanır, küçükler büyüklere bayram ziyaretine giderlerdi. Bayramın ikinci, üçüncü günlerinde veya bayramdan hemen sonraki günlerde, bu sefer büyükler küçüklere iade-i ziyaret yaparlardı. Haşarı çocuklar semtteki büyüklerinin evlerine aileden ayrı giderek ziyaret yaparlar, sonrasında serbest kalarak arkadaşlarıyla vakit geçirmek isterlerdi. El öpen çocuklara harçlık, mendil, şeker verilirdi. Geleni çok olan bazı büyüklerin evi konukların çocukları dolayısıyla çocuk bahçesi gibi olurdu.

 

                                    Yeldeğirmenli Çocuklar Uzunhafız Sokağı Köşesinde.


Ev sahipleri önce konuk tarafından getirilen çikolata, lokum vs. kutusunu açar, gelenlere ikram eder, daha sonra kendi yaptığı tatlıyı ikram ederdi. Ev sahibine yapılan tatlı için iltifat edilir, kadın konuklar kesinlikle tarifini sorarak sohbet konusu açmış olurlardı. Alafranga ailelerde önce bir çikolatayla küçük kadeh likör ikram edilir ama sonra yine kesinlikle tatlı ikram edilirdi.
Yeldeğirmeni’nde öğleden sonra çocuklar yavaş yavaş sokağa çıkmaya başlarlardı. Uzunhafız Sokağı’nın köşesinde devamlı açtığı tezgâh dolayısıyla sabit dükkân gibi kabul edilen (Arnavut) Dede’den mantar, çatapat, kapsül vs alınırdı. Mantar, mantar tabancasıyla veya halka şekline getirilmiş telin uçları arasına sıkıştırılan mantarın o haliyle atılmasıyla patlatılırdı. Ayrıca tramvay yoluna dizilerek tramvay geçtiğinde sırayla patlamaları da izlenebilirdi. Erkek çocuklar bir süre sonra Kuşdili Çayırı’ndaki Bayram Yeri’ne giderler, kız çocuklar ise her zamankinden daha bir prenses olurlardı. Onlar kendi aralarında zaman geçirirler veya gezerlerdi. Bayramda çocukların en çok girip çıktığı iki dükkân Kurukahveci Acem’in sırasındaki Simitçi Fırını ile Yurttaş Sokağı’nın köşesindeki Florya Pastanesidir.
                                                         Mantar ve Tabancası

Semtteki esnaf bayramlık giysilerini giyerdi. Doğrusu hep günlük giysileriyle olmaya alışmış esnaf büyüklerimizin bayramlık giysilerle iğreti halleri komiğime giderdi. Zaten ikinci gün bayramlıkları çıkarıp gündelik kıyafetler giyilirdi.
Kahvehanelerde öğle saatlerinde müşteriler toplanmaya başlar, her yeni gelen öncekilerle tek tek bayramlaşırdı. Semtin üç meyhanesinden birincisi Nedim’in Kahvehanesi’yle Yetiştirme Yurdu arasında, ikincisi Duatepe Sokakta, üçüncüsü Uzunhafız Sokağı’nın iç tarafında İş Bankası’nın yanındaydı. Her zaman camları perdeyle kapalı olduğu için içlerini hep merak ettiğim bu meyhanelerden Uzunhafız Sokak’taki, bizim zaman geçirdiğimiz köşe başına yakındı. Bayramın ilk akşamı meyhaneden dışarı taşan kavga, Ramazan’ın biterek bayramın geldiğinin habercisi olurdu bizlere. 


Bayram yerinde dönme dolap, kayık salıncaklar, tel teleferik, kaleye penaltı atma, çeşitli hediyelere halka atma, ruletçiler gibi oyun yerleri, çadırlarda ise şahmeran, sihirbaz gibi seyir yerleri bulunurdu. Tabii macuncular, horoz şekerci ve simitçileri söylemeye gerek yok.

                                                                    Macuncu

Ruletçilerde her rengin bir kent adıyla anılması ilginçti. Daha ilginci rengi hiç değişmeyen kentin yeşil Bursa olmasıydı. Bunun sebebini yıllar sonra Bursa’ya gittiğimde Bursa ovasının yemyeşil halini görünce anlamıştım. Şimdi o ova fabrikalarla dolu. Rulet oyununun bir çeşidi masanın üzerinde dönen topun durabileceği kadar yuvarlakların olduğu oyun idi. Her yuvarlağın üzerinde konan paranın kaç misli alınacağı yazmaktadır. Ortadaki en tümsek noktada, yani en zor duracağı yerdeki yuvarlakta en yüksek misli olan rakam yazılıdır. Top yine de böyle yüksek rakamlı yuvarlakta duracak gibi olduğunda bıçkın ruletçi göbeğiyle masaya dokunur orada durmamasını sağlardı. Bir keresinde bütün gayretine rağmen topu ortadaki en yüksek rakamlı yuvarlaktan kımıldatamaması sebebiyle erkete yapan ortağıyla birbirlerine çaresiz bakışlarını unutamam.
Bayramın ikinci ve üçüncü günlerinde heyecan biraz daha azalırdı. Sonu geldiğinde ise nasıl geçtiğinin fark edilmediği konuşulurdu. Çocukluğum boyunca bayramlara hazırlanmanın daha keyifli ve heyecanlı olduğunu düşünmüşümdür. Bayram geldiğinde zamanın nasıl geçtiğini anlamazdınız. Hala bu fikrim değişmemiştir. Sevilecek saatlere hazırlanmak o saatleri yaşamaktan daha çok etkiliyor insanı.
Bayram bittiğinde bir süre herkes tarafından gelen-giden yapılan-yapılamayan şeyler konuşulur. Giderek etki azalır ve normal yaşama geçilirdi. Artık kalabalık evlerdeki kalabalık sofralar bitmiştir. İnsanlar mutlu bir şekilde bayramın yorgunluğunu atmaya çalışmaktadır. Birbirlerine 3 günlük bayramın nasıl geçtiğini anlatarak o keyfi uzatma gayretindedirler artık. 
  
Herkesin Şeker Bayramı Kutlu Olsun.

ARİF ATILGAN TEMMUZ 2015