Kent Öyküleri

YELDEĞİRMENİ’NDEN SOYLULAŞTIRMA ANISI
Arif Atılgan

Uzunhafız Sokağında çocukluk arkadaşımdı. On binlerce defa sokağımızın iki notalı ıslığıyla birbirimizi çağırmışızdır. Sohbetinden en keyif aldığım arkadaşımdır. Ergenlik yıllarımızda, bugün aramızda olmayan üçüncü bir arkadaşımızla Yenice sigarası alır, yaptığımız Moda-Fenerbahçe turunda üçer sigara içerdik. Geriye kalan yarısı dolu paketi üçümüz de eve götürmeye cesaret edemez, Havranın bahçe duvarındaki oynayan taşların arkasına saklardık.

 

Bir yılbaşı gecesi Kehribarcı Apartmanının karşısındaki üç katlı cumbalı taş evde yaşayan arkadaşımıza konuk olmuştuk. Ailesi evde yoktu. Dört kişiydik. Nevalemizi alırken içecekler safhasında herkes bir şey almıştı. O yaşlarda neyi biliyorduk ki içki içmeyi bilelim. Eve geldiğimizde masada rakı, şarap, bira, cinzano, vermut, votka, cin, tonik şişeleri bulunuyordu. Yeme içme safhasında saçma sapan kokteyller yapılmaya başlanmıştı. İçlerinde en büyük bendim. Dedim ki, ‘Öyle bir şey yapalım ki bu geceyi unutmayalım.’ Bütün şişeleri önce bir tencereye boşaltıp kepçeyle karıştırdık. Sonra sürahiye doldurup içmeye başladık. Dördümüzün adlarının baş harflerinin sıralanmasıyla adını ALAN kokteyli koyduk. Kafaları bulmaktan öte olmuştuk. Gece evden çıktıktan sonra Onunla ikimiz karşıya geçip sabaha kadar Beyoğlu’nda eğlence olan mekânları gezmiştik.
O, evlendikten sonra da Yeldeğirmeni’nde yerleşmişti. Dolayısıyla semtten taşınmış olan bizlerden daha Yeldeğirmenli sayıyordu kendini.  Yaşadığı apartmanın karşısındaki bakkal ve manavla sohbet ederek alıveriş yapmayı severdi. Doğup büyüdüğü semtte binlerce anısıyla yaşamaktan çok mutluydu.
Diğerleri gibi buradaki değişimden hoşnuttu. Yeldeğirmeni’nin, şık kafelerin yer aldığı bir semt haline geldiğini söylüyordu. Ama yaşam değişecek, yeni yaşam eskilerin alıştığı gibi olmayacaktı.
Geçtiğimiz günlerde, Karakolhane Caddesinde Kardeşim rastlamış kendisine. Benim anlattıklarımdan aldığı bilgiyle, ‘Burada değerlenen eski evini satıp başka bir semtte yeni ve ucuz ev alabilirsin’ demiş. O kesip atmış, ‘Yeldeğirmeni’nden başka yerde yaşayamam’ diyerek. Kardeşim, bu konuşmadan bir süre sonra evinin önünden geçerken pencerelerinde perde görmemiş. Alttaki esnaftan İstanbul’a yakın bir kente taşındığını, burayı kiraya verdiğini öğrenmiş. Eski Yeldeğirmenliler bu yöntemle ikinci bir emekli maaşı kazanabiliyorlar.
Daha sonraki günlerde evinin önünden geçerken yıllarca alış veriş yaptığı bakkal ile manavın cep telefoncusu olduğunu gördüm. Yaşam sinsice değişmişti aslında.
Yeldeğirmenlilerin evlerini satmak yerine kiraya vermelerinin duygusal tarafı da var bence. Hani sevgiliyle kavga edilip ayrılırken birkaç eşya bırakılır ya ilerde dönme sebebi olsun diye.  Onun gibi. Ancak dönülmeyecek. Sonunda evlerini satacaklar, semtten kopacaklar.
Henüz Yeldeğirmeni’ni terk etmeyen bazı dostların semtin hoşlaştığından bahsettiklerini duyuyorum. Kızmasınlar ama herkesin gitme zamanı gelecek. Zira Yeldeğirmeni, bilinen tarihi kimliğinden her gün biraz daha uzaklaştırılmaktadır.
ARİF ATILGAN OCAK 2016